8.
Yazar: Ked’

oy ve yorumlarınızı bekliyorum, iyi okumalar!🌟 ۶ৎ Yine her zamanki lokantaya gelmiştik. Buradan sonra Altan'ın eve geçmesi gerekiyordu, bense evde tek olacağım için akşam salonda rahat rahat dolduracağım defter ve ajandaları düşünerek heyecanlanıyordum. Kendine İskender sipariş ettiğinde bana sormamıştı bir şey isteyip istemediğimi. Beni zorda bırakmamak için böyle yaptığının farkındaydım. Durmadan hayır demenin beni rahatsız ettiğinin farkındaydı ve üstelemiyordu. Bu düşünceli halleri çok tatlıydı. Telefonumu çıkarıp onu fotoğraf çektim öylece. İyi alışmıştım. Bu beni güldürürken o anlamazca bana bakıyordu. Kesinlikle anlık çektiğim fotoğrafları için bir dosya tutacaktım. Çok tatlıydı. Ellerini yıkamak için kalktığında masaya bıraktığı telefonunu alıp bu sefer kendimi çektim fotoğrafa, ardından hiçbir şey yapmamış gibi yerine bıraktım onu. O geldiğinde ben de tuvalete geçtim. Geri döndüğümde benim tarafıma bırakılmış kaseyle bakışlarım kısıldı. "Yemek zorunda değilsin, yine de belki bir iki kaşık alırsın da hastalığına iyi gelir diye düşündüm. İçmezsen ben içerim." Dudak büktüm düşünceli açıklamasına. Elimde olsa böyle bir şeyden sonra hem o çorbayı hem onu yerdim ama ne çorbayı yiyecek midem, ne de onu yiyecek cesaretim vardı şu an. "Teşekkür ederim," dedim yerime otururken. Tavuk suyu çorbası almıştı bana yine ve bu kez sezdiğim farklılıkla gözlerim kısıldı. Üstündeki yağ tabakası yoktu. Onu Altan'ın aldığına inanmak istesem de iç sesim abartma diyordu bana. Bu kadarını fark edip düşünmüş olamazdı. O kadar da değil. "Afiyet olsun,"' diye mırıldandım gülümseyerek. Çorbamdan bir kaşık aldığım sırada bakışlarım onun yemeğindeydi. Çok güzel kokuyordu. "Yağsız tarafından tatmak ister misin?" diye sorduğunda bakışlarımı yüzüne çıkardım. "Ayarlarımla oynuyorsun. Sana hayır demek bu kadar zor olmamalı." "Olay bende değil kıvırcık. İstiyorsun, o yüzden hayır demiyorsun." Benim çatalımı alıp küçük bir et parçasına batırdı ve bana uzattı. "Rahatsız olursan yutmazsın, al sadece." "İğrenç, tükürmem." Göz devirdi. "Avucuma çıkarsan bu kadar iğrenmem Beliz, gerilme bu kadar," dediğinde mümkünmüş gibi yüzümü daha da buruşturdum. "Altan, kusacağım sus! Öyle bir şey yaparsam utançtan yüzümü dahi göremezsin bir daha. Bu kadar iğrenmiyor olamazsın ya." "Kanıtlamamı mı istiyorsun?" "Hayır." "O zaman sus." Dil çektim huysuzluğuna. Ardından bana uzattığı küçücük parçayı ağzıma aldım. O müthiş et tadına rağmen hissettiğim yağ tadı anında midemi bulandırdı. Tükürmek istiyordum, cidden iğrençti. Hayır demeyi öğrenmem gerekiyordu en kısa zamanda. Hızlı hızlı çiğneyip su bardağına uzanmıştım ki Altan bileğimi tutup yerine bana mendil uzattı. "Yutma. İstemiyorsan zorlama, mideni ağrıtacak. Tükür." Açtığı kağıt mendile bakıp yüzümü buruşturdum. Kesinlikle bunu yapmayacaktım. Göz devirdi. "Bakmıyorum ben, tamam. Al," dedi mendili masaya bırakarak. Ardından ellerini gözlerine kapattı. Ağzımdaki lokma iyice midemi bulandırdığından mendili alıp tükürdüm. Bu beni bile iğrendirirken onun bu denli rahat olmasına gerçekten çok şaşırıyordum. Kalkıp mendili çöpe attıktan sonra ellerimi yıkamaya da gittim. "Bunu yapmak zorunda değilsin," dediğimde gözlerini açıp bana baktı. "Neyi kıvırcık?" "Bilmiyorum. Böyle umursamaz davranmak mesela." Yine çok saçma bir şey demişim gibi baktı bana. "Umursamaz davranmıyorum, düpedüz umursamıyorum zaten beliz. Zorla kendinden iğrendirmeye çalışıyorsun beni. İğrenmiyorum ya Allah Allah!" diye yüksek sesle isyan ettiğinde sabrını cidden feci halde sınadığımı fark ederek kıkırdadım. Hatta bu az sonra kahkahaya dönüştü. Bilmiyorum, histeriydi belki de ama isyanı çok komiğime gitmişti. Yine kendi doğru bildiğimi başkalarına dayatmaya çalışmış, çocuğu sonunda delirtmiştim. "Gülme, manyak ettin adamı ya," diye huysuzlandı gıcık gıcık. Tekrar yemeğine döndü ve ağzına koca bir parça atıp çiğnemeye başladı. "Tamam kızma," desem de hala gülümsüyordum. "Bana normal gelen o olduğu için aksi garibime gidiyor sadece. Susuyorum, özür dilerim."…