2.
Yazar: Ked’

İyi okumalar !🤍 Altan Karlar ۶ৎ Sabahtan beri görmemiştim onu. Tamam, grup halinde derse girmemiştik hiç ama insan amfide gözüme gözükürdü, değil mi? Ona vereceğimi söylemiştim dün. Peşinden mi koşacaktım? Öğlen dersimiz bile yoktu. Belki de çoktan evine gitmişti ve bunlara bir cevap almanın tek yolu ona mesaj atıp sormaktı. Yine de çekiniyordum. Öylece amfinin kapısının önünde, defteri göğsüme bastırmış bir şekilde içerden çıkanlara bakıyordum. Yoktu. Oflayarak telefonumu çıkardım. Mesajı atacaktım, başka çarem yoktu. @janabelizmanasic: merhaba, neredesin? Defterini geri verecektim ama göremedim seni. 12.33 Kapatıp deri ceketimin cebine attım onu ve kantinde olma ihtimaline karşı oraya gitmeye karar verdim. Kapıdan içeri girmemle bakışlarım içerde gezindi hızlıca. Fazla kalabalıktı ve o kalabalığın içinde gözüme çarpan tanıdık simayla bakışlarım kısıldı. Utku denen çocuk buradaydı. Görsel hafızam oldukça iyiydi. Bu kez Altan'ı bulmak için bakışlarım onun etrafında gezindi ama yoktu. Kesin eve gitmişti. Yanaklarımı şişirerek cebimden telefonumu çıkardım ama görmemişti bile mesajı. Pislik, o bildirimi hızlı görmüştü ama. Çocuğa gidip sorsa mıydım? Tek başındaydı hem. En kötü ne olabilirdi ki? Kendi kendime omuz silkip ona doğru adımladım. En uzak masalardan birine oturmuş, bir yandan telefonundan yatay bir şekilde bir şey izlerken diğer yandan tost yiyordu. "Merhaba," dedim dikkatini çekmek için ama başarısız bir girişim oldu çünkü bakmadı bana. Kucağımdaki defteri daha sıkı tutup diğer elimi telefonuna bakan gözlerinin önünden geçirdim. Bu sefer meraklı mavileri beni buldu. Kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı, eli hemen kulağına gitti. Kulaklıkları vardı, o yüzden duymamıştı demek ki. "Merhaba," dedim tekrar, nazik bir ifadeyle. "Merhaba?" Kaba değildi ama onun yüzünde sorgular bir ifade vardı, doğal olarak. "Rahatsız ettiğim için üzgünüm, ben Altan'ı arıyordum da. Acaba nerede olduğunu biliyor musun?" Bakışları kısa bir saniye elimdeki deftere gittiğinde anlamaz yüz ifadesi silindi ve yerini hafif bir gülümsemeye bıraktı. "Altan'ın maçı var, orada şu an ama daha başlamamıştır," dedi telefonundan saate bakarak. "Mesaj attın mı?" Rahatsız edicilikten uzak bir samimiyet ve sıcak kanlılık vardı üzerinde. Veya bu okulda sadece geri zekalılara denk geldiğim için normal bir insanla iletişim kurmak hoşuma girmişti. Gerginliğimi bariz bir şekilde azaldığını hissettim. "Hıhım, attım ama görmedi. Amfide görmeyi bekliyordum ama cık ." Başımı onaylamazca geri attım. "Defterini verecektin sanırım," dedi sorar gibi. "Bana ver istersen, ileteyim." "Yok," dedim tereddütle. Bir şey olursa sorumlu tutulmak istemiyordum. "Ben versem daha iyi. Sorun olmasın." Anlayışla başını salladı. "Yan okulda maçı, istersen git. Orada görürsün onu." "Bana verebileceğin bir konum var mı?" diye sordum biraz utanarak. Dediği yeri hayatta bulamayacaktım. Okulun içinde zor hallediyordum, çocuk bana yan okul, diyordu. Bakışları kısıldı birkaç saniye. Arından, "sen yeni misin?" diye sordu. Başımı salladım. "Evet." "Yabancısın değil mi?" Bu sefer kısılan bakışlar benimdi. "Aksanın var, ondan sordum," diye açıkladığında bu sefer kaş çattım. Benim mi aksanım vardı? Oydu aksan . "Hayır." "Gayet." Göz devirdim. O ise güldü hafifçe. Arından, "8. Amfinin yanındaki kapıdan çıktığında tam karşında görünüyor stadyum," dedi tostundan büyük bir ısırık daha almadan. Başımı salladım. "Teşekkür ederim. Afiyet olsun." "EyvAllah. Yersen ısmarlayayım?" Ismarlamak...sanırım bana da almayı teklif etmişti. Yersen sana da alayım . Evet, bence öyle demek istemişti. "Teşekkürler," diye nazikçe reddettim bu yüzden, gerçekten öyle olmasını umarak. Nazik bir gülümsemeyle beni onaylayıp başıyla selam verdikten sonra tekrar yemeğine döndü. Bense dediği gibi kantinden çıkıp 8 numaralı amfiyi aramaya başladım. Aynı koridordan 40 kez geçtikten sonra nihayet bulup yanındaki kapıdan çıktım. Dediği gibi burada stadyum görünüyordu. Futbol maçı vardı demek. Dudaklarımın kıvrılmasına mani olamamıştım ki…