ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER

24.

Yazar:

ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER – Ked’ kitap kapağı
ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER – Ked’ kitap kapağı

Bölüm görselleri

ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER - 24. bölüm görseli 1
ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER - 24. bölüm görseli 1
ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER - 24. bölüm görseli 2
ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER - 24. bölüm görseli 2
ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER - 24. bölüm görseli 3
ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER - 24. bölüm görseli 3
ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER - 24. bölüm görseli 4
ALTINLA ONARILMIŞ KALPLER - 24. bölüm görseli 4

İyi okumalar kedi!🐱 Allah der ki: kimi benden çok seversen onu senden alırım. Ve ekler: onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım. Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur, aklın şaşar. Dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın. En garibi de budur ya öldüm der, yine de yaşarsın. Mevlana ۶ৎ Yazarın anlatımıyla. İnsan, bazen bazı şeylerin geleceğini bilse de zamanını kestiremiyor, içten içe bunun olabildiğince geç, belki de en iyi zamanda olması için dualar ediyordu. Altan bu son zamanlarda bunu epey yaşar olmuştu. Birçok şey vardı göz ardı etmeye, veyahutta sadece olabildiğince ertelemeye çalıştığı. Her biri ise bir bir onu en kötü anında yakalamaya yemin etmişcesine geliyordu başına. Zaten hep öyle olmaz mıydı? En sinirli anımızda kolumuz kapı koluna takılır, en kırgın anımızda insanlar üzerimize üzerimize gelir ve en korku dolu anlarımızda aklımız bize düşman kesilirdi. Hoş, kötü bir haberi almak için en iyi zaman neydi, öyle bir zaman var mıydı orası da tartışılırdı. İnsan sadece bir şeylerden kaçmaya çalışıyor, bunu kendine yediremediği için bahaneler uyduruyordu işte. Kalpten gidecek gibi hissediyordu. Genç kızın ona yolladığı konuma giderken ortada bir sorun olduğunun elbet farkındaydı, onu sokak lambalarının aydınlattığı o eski bankta otururken gördüğünde ise bundan emin olmuştu. Koşar adımlarla yanına ilerlediği sırada kalbinin gürültüsü kulaklarında uğulduyor, adım seslerini duymasına engel oluyordu. Tek bir şey daha yapmış olsunlar sana bebeğim , diye geçirdi içinden nefretle. Tek bir şey...yakacağım hepsini. Canına tak etmişti artık. "Beliz, bana ne olduğunu anla-" Sabrının tükendiğini hissettiğinden kendini kontrol edemeyip oldukça sert bir tınıyla onu sorgulamaya kalktığında kızın aniden ayaklanıp dudaklarıyla sertçe sözünü kesmesi beklediği bir tepki değildi. Bu sebeple geriye doğru birkaç adım sendelese de son anda dengede durmayı başarmış ancak şaşkınlığını silememişti. Kızsa onun aksine sırılsıklam kirpiklerini sıkı sıkı birbirine kenetlemiş, kollarını tüm gücüyle boynuna dolamıştı. Altan geri çekilip olanları sorgulamaya devam etmek istese de Beliz'in, konuşmadan önce sakinleşmeye ihtiyacı olduğunda kanaat getirdiğinden derin bir nefes almış, o da kolunu beline sarmıştı. Büyük ve sıcak elini hırka ve ince atletinin içine sızdırarak usulca bebeksi tenini okşadığında kızın bedeni titredi. Genç çocuk gözlerini kapatıp hafif bir açıyla başını omzuna eğerek nihayet öpücüğünü kabul etse de bir sonraki saniye dudaklarının üstünde paramparça olan acı mırıltıyla kaş çatıp yüzünü geri çekmeye çalışmıştı. Kızsa buna izin vermemişti. Onu daha sıkı sıkı sarmalayarak bu sefer hüngür hüngür ağlamaya başladığında Altan artık kelimenin tam anlamıyla endişeden ölecek gibi hissediyordu. Belindeki eli ilk defa heyecandan değil, korkudan titremişti. Belizin dudaklarından kopan sesli hıçkırık artık sabrını taşırırken onu zorla kendinden ayırıp dudaklarını dudaklarından koparmıştı. Bir bilseydi...ah bir bilseydi. "Hemen şimdi," demişti tok ama korkunun sebep olduğu titrek bir sesle. "Bana neler olduğunu anlatıyorsun Beliz." Kızın küçük suratı kızarmış, güzel gözleri ağlamaktan neredeyse kan çanağı olmuştu. Öpücüğüne son verdiğinden mi bilinmez, büyük bir hayal kırıklığıyla izliyordu karşısındaki çocuğu şimdi. Altan sabırsızca dudaklarından çıkacak tek bir kelimeyi beklerken, onun gözleri içini paramparça eden bir ifadeyle yüzünü talan ediyordu. Dudaklarından tek bir kelime koptu. "Gidiyorum," dedi öylece. Altansa bu cevabı kafasında bir yere oturtamamış, anlamazca kaş çatmıştı. "Nereye gidiyorsun?" Kız titreyen dudaklarını birbirine hafifçe bastırıp konuşma gücü bulduktan sonra, "Bratislavaya dönüyorum," diye açıkladı kendini. "Tamamen." Kalbi korkula sarsıldı bu sefer. "Ne anlatıyorsun Beliz?" diye üsteledi bu ihtimalin düşüncesi bile onu endişeden ö…

Bölümün tamamını WritePad'de oku