19.
Yazar: Ked’

artık araya 1 haftadan biraz fazla giriyor ama size uzuuuun bölümlerle geldiğim için bence bunu güzelce telafi ediyoruz 🐱 keyifli okumalar!!🌟🥹 Sınırımız 120 oy ve 250 yorum! 🌟 ۶ৎ Aradan iki hafta geçmişti. Altan'la anlaşmamızın askine ertesi günü babasının yanına onunla gelmemi istememişti. Olur da konuşma uzarsa beni arabada bekletmek istemiyor, onun yanına sokmaksa hiç istemiyordu. Gerçi haksız çıkmıştı çünkü konuşmaları uzamamış, 15 dakika anca sürmüştü. Ona bir süre daha Utkuda kalması gerektiğini, böylesinin sınavlar için daha kolay olduğunu ve yakında eve döneceğini söylemişti. Döneceğini söylemesi, Altan'ın dediğine göre babasını kandırmaya yetmişti. En azından şüpheci sorgulamada bulunmamış, veya dönmesi için üstelememişti. Altan'a göre bunun sebebi okulu bahane olarak kullanmasıydı. Büyük ihtimalle başka bir sebep sunsa kabul etmezmiş. Garip bir adamdı. Hatta bana kalırsa biraz da salaktı. Yine de bu konuda yorum yapmamıştım. Altansa inandırıcı olması için ara sıra onu arıyor, kısaca hal hatır sorup kapatıyordu. Bunun canını sıktığının farkındaydım ama ne zaman konusunu açıp benimle paylaşmasını istesem beni geçiştiriyor, başka bir konu açıyordu. Henüz konuşmak istemediği kanaatine varıp üstelemeyi bırakmıştım bu sebeple. Benim abimle aramsa aynıydı. O mesaja samimiyetten uzak, normal bir cevap vermekle yetinmiştim. Söylediklerine göre o akşam annem gelmiş ve Altan'ın konusunu ona açmıştı. Bunu ertesi günü bana anca anlatmıştı. Pek de detaya girmek istememişti. Sanırım tartışmışlardı ama emin değildim çünkü doğru düzgün anlatmıyordu. Neyse ki annem işe geri dönmüştü de neredeyse hiç görüşmüyorduk. Ben eve döndüğümde ya burada olmuyor ve ben onunla karşılaşmamak için odadan çıkmıyordum, ya da uyuyordu. Nereye kadar böyle idare edecektim bilmiyordum ama en azından sınavlara kadar sürse iyi olurdu. İki hafta kalmıştı sadece. Bir cumartesi sabahı, saat 8'de kütüphanede olmamızı açıklayan başka bir durum olamazdı sanırım. "Seneye devam bile ettirmeyeceğim bir bölümün sınavlarına çalışmak nasıl bir çiledir Allah'ım!" diye isyan etti Utku yılgın bir tonda. "Daha geleli 5 dakika oldu Utku, başlama," diye cevap verense Altan oldu. Bense hala uyanmaya çalışan taraf olduğumdan sessiz sessiz oturuyordum. Utku bana baktı kıpkırmızı gözleriyle. "Slovak çevrimdışı, uyudu uyuyacak kız yazık. Hepimizi sabahın köründe topladın salak Altan! Ne olurdu biraz geç gelsek?" "Uyusaydın utku?" "Bulduğum kurgu çok sardı. Bunlar reklam işini gerçekten çok iyi biliyorlar ya." "Yine ne okudun acaba?" "Mafyayla anlaşmalı evlilik," dediğinde Altan göz devirdi. "Saçma sapan şeyler okuma oğlum ya." "Yo gayet eğlenceli oluyor bu arada, ben de okuyorum," diye nihayet araya girdiğimde ikisi de bana döndü. Altan bana 'yapma' der gibi bakarken Utkunun gözleri parlıyordu resmen. "Harbi mi lan!" "Hı harbi lan ," dememle içten bir kahkaha atıp bütün kütüphanenin bakışlarını üzerimize çekti. Altan bundan asla hoşlanmayarak onu huysuzca ittirdiğinde ben de elimi ağzıma kapatmış kıkırdıyordum. "Duydun mu?" dedi Utku yediği darbeyi asla umursamadan gülerek. "Harbi lan, dedi. Geberdim." Bana baktı. "Var ya, aksanın olmasa, bir de üç kelimeden ikisini bilmiyor olmasan, bir de yavaş konuşmasan Slovak olmadığına inanırdım." Masanın altından bu kez ben bacağına tekme attım. "Sensin üç kelimeden ikisini bilmeyen aksanlı yavaş konuşan!" Yine içten bir kahkaha atacaktı ki Altan bu sefer avucunu ağzına kapatıp buna engel oldu. Utku yılışarak avuç içini öptüğünde ise ikimiz de aynı anda yüzümüzü buruşturduk. Altan onu omuzundan iterken ben de ayağına vurmuştum. Keyifle güldü. "İyi alıştınız ha beni itip kakmaya." "Utku seni bir itip kakacağım şimdi, göreceksin. Hadi abi zaman geçiyor ya," diye huysuzlandı Altan. Azarlanmış bir çocuk gibi dudaklarımı birbirine bastırıp çantamdan eşyalarımı çıkarmaya başlamıştım ki Altan'ın başımı kendine çekip dudaklarını saçlarıma bastırması bir oldu. "Sana demedim bu arada, sen istediğin kadar çene yapabilirsin." Dudaklarım memnuniye…