12. Bölüm🖤
Yazar: Leymerr

10 gün sonra, zamanımız; Bir çok şeyler olmuştu. Son birkaç günü düşündüğümde zihnimde düzgün bir sıra oluşturmakta bile zorlanıyordum. Yaşadığımız her şey birbirinin üzerine binmiş, birkaç güne sığmayacak kadar fazla anı bırakmıştı. Bir yanım hâlâ düğünden önceki günlerde, Sinan'la aynı evin içinde gülüp saçmaladığımız o saatlerde kalmışken diğer yanım bulunduğumuz bu karanlık yerde ne kadar zamandır oturduğumu anlamaya çalışıyordu. Zamanın böyle değişebildiğini daha önce hiç düşünmemiştim. Sinan'ın yanında güzel geçen bir saat birkaç dakika gibi gelirken burada geçen birkaç dakika saatler kadar uzun sürüyordu. Duvarda bakabileceğim bir saat yoktu, dışarıyı görebileceğim bir pencere de; gündüz müydü, gece miydi, onu bile bilmiyordum. Zamanı yalnızca o büyük kapının açılmasından ve her açıldığında içimde oluşan korkudan ölçüyordum. 10 gün önce tek bir dileğim vardı. "Kansız bir düğün! " İnsanların düğünlerinden önce ne dilediğini bilmiyordum. Kusursuz bir gelinlik, güzel fotoğraflar, eğlenceli bir gece ya da herkesin yıllarca konuşacağı bir düğün istiyor olabilirlerdi. Benim istediğim bunların hiçbirisi değildi. Bir kere olsun beyazın üzerinde kırmızı görmemek, kahkahaların arasına silah sesi karışmaması ve sevdiğim insanların kanını görmek zorunda kalmamak istiyordum. Çok büyük bir şey istemediğimi düşünmüştüm. Hayatımdan geçmişimi silmesini istemiyordum, çocukluğumu geri vermesini de; yalnızca birkaç saat boyunca bana dokunmamasını istiyordum. Sinan'ın elini tutup onunla evlenebileyim, o gün bittiğinde aklımda yalnızca yüzündeki gülümseme kalsın istemiştim. Oysa ki bildiğim birşey vardı. Çocukluğunun esiri olan birisi için, asla mutlu toz pembe bir masal olamazdı! İnsan büyüdüğünde çocukluğunun geride kaldığını sanıyordu ama bazı şeyler yılların geçmesiyle kaybolmuyordu. Şehir değiştirebilirdin, başka bir ülkeye gidebilirdin, çevrendeki insanların hepsi değişebilirdi ama küçücük bir ses seni yıllar öncesine götürmeye yetiyordu. Cam kırılması, bir çocuğun ağlaması ya da bir silah sesi... Bir anda kaç yaşında olduğunun hiçbir önemi kalmıyordu. Ben de büyümüştüm. Artık kendi kararlarını verebilen, insanlara gerektiğinde haddini bildiren, mesleği olan yetişkin bir kadındım ama içimde büyümeyi reddeden başka bir Ayşe daha vardı. O hâlâ Artvin'de bir yerde durmuş, kardeşinin elini tutuyor ve kanın durmasını bekliyordu. Toz pembe masallar anca filmlerde dizilerde olurdu hatta. Ne olurdu onlar gerçeğin aynası olaydı... Kötü bir şey olduğunda birkaç sahne sonra çözülseydi mesela. İnsan kaybettiği birini yıllarca içinde taşımak zorunda kalmasaydı, çocukluğunda yaşadığı bir şey yetişkin olduğunda hâlâ geceleri aklına gelmeseydi. Birini sevdiğinde hayat hemen onu senden almanın yollarını aramasaydı. Belki o zaman ben de masallara inanabilirdim. Düğünümüz olmuştu... Evlenmiştik! Bu gerçeği düşündüğümde, bulunduğumuz yere rağmen içimde küçücük bir sıcaklık oluşuyordu. Her şeyin ortasında değişmeyen tek şey buydu. Sinan benim kocamdı ve ben onun karısıydım. Bu kelimelere alışmak için bile zamanımız olmamıştı. Kocam. İçimden söylediğimde hâlâ garip geliyordu. Daha birkaç gün önce bu kelimeyi Sinan'a karşı kullanırsam yüzümde oluşacak ifadeyle dalga geçeceğini düşünürdüm. Şimdi ise aynı kelimeyi düşündüğümde boğazım düğümleniyordu. Ama mutlulu masalının kısa sürmüştü. Hayat tüm gerçekliği ile üzerimize kurulmuştu adeta. Birkaç gün önce etrafımızda müzik ve insan sesleri varken şimdi yalnızca zincirlerin çıkardığı metal sesi vardı. Çiçek kokularının yerini rutubet ve kan kokusu almış, düğün salonunun ışıkları yerine bu karanlık yerin soğukluğu kalmıştı. Daha birkaç gün önce Sinan'a damatlığıyla bakıyordum. Şimdi ise... Sinan karşımdaydı üst kısmı çıplaktı. Ama hayranlıklarını değil acıyla bakıyordu bedenine gözlerim. Normalde gözlerim bedeninde biraz fazla kaldığında bunu hemen fark ederdi. Dudaklarının kenarında kendinden memnun o sırıtış belirir, ben yakalandığımı anladığım anda başka tarafa bakardım. Ardından kesinlikle bir şey söyler, be…