11. Bölüm
Yazar: Leymerr

Jdnsanın gerçekten güvenli bir yerde olduğunu hissetmesi nasıl bir hismiş, yeni öğreniyordum. Çok mu hızlı güvenmeye başlamıştım, bilmiyordum. Ben buraya geleli daha iki gün olmuştu. Çok ortalarda görünmemeye çalışıyordum sadece. Yemeklere inmiyor, hiçbir şey yapmadan odamda duruyordum. Çünkü onu tanımıyordum. Ya o da bir hayal kırıklığı yaratırsa? Ya yine bir yığının altında kalırsam? Ama neden ben bunları düşünüyordum? Bizden olur muydu ki? Bu düşünceden bir anda sıyrılıp başımı sağa sola salladım. Aynaya baktım, kendimi inandırmaya çalışarak. “Saçmalama Ayşe. Biz...” Kendi kendime güldüm. “Biz.” Gözlerimi kırpıştırdım. “Ay aman of, beynimi yaktı. Yakmadı, kendi yandı. O bir şey yapmadı. Bizden kastım onunla ben... Yani?” Hâlâ aynaya bakıyordum ama sinirle başımı çevirdim. “Kendi kendime ettiğim bu absürt açıklamayı sikeyim ula, bu nedir da?” Arkamı döndüğümde elinde tepsiyle duran Sinan’ı görmeyi kesinlikle beklemiyordum. “Kapıyı çaldım ama duymadın.” Bana bakıyordu ve evet, bir an sırıtmasını yakaladım. Şahsen gülebilirsin. Hatta katıla katıla gül. Onun yerinde olsam ben de gülerdim. “Teşekkür ederim, kusura bakma. Duymamışım.” Kapıda bekliyordu. Başını başka tarafa çevirmişti, sanki beni rahatsız etmemeye çalışıyordu. İstemsizce belirgin çene kemiğine baktım ve yutkundum. Kesinlikle yan profilden durmamalıydı. Başını bana çevirdi, sanki baktığımı hissetmiş gibi. Düzeltiyorum. Kesinlikle çok iyi duruyordu. Allah’ım, sen biliyorsun konuyu. “Girebilir miyim içeriye, küçük hanım?” diye sordu yumuşak bir sesle. “Ha, tabii girebilirsin. Senin evin sonuçta, sormana gerek yok.” İçeri girdi ama hiçbir yere bakmıyordu. Gözlerini yalnızca elindeki tepsiye çevirmişti. Tepsiyi komodinin üzerine bıraktıktan sonra tekrar bana baktı. “Olmaz öyle şey, küçük hanım. Burası senin odan, senin kuralın. Hem yakında en az benim olduğu kadar senin de evin olacak. Ayrıca senin odana izinsiz girmek ya da etrafa bakmak benim haddime değil.” Gözlerimin en içine bakıyordu. “Sanırım aşağıda yemek istemiyorsun. Merak ettiğim bir şey var, izninle sorabilir miyim?” Şaşırıyordum. Bu adam nasıl mafya olabilirdi? Oysa o kadar kibar davranıyordu ki... Korumak, yardım etmek istiyordu. Tam da seven biri gibi. Bu düşünceden hemen sıyrılmaya çalışıp başımı salladım. Sormasını bekledim. “Sen neden aşağıya inip yemek yemiyorsun?” Bana doğru birkaç adım attı. Ağır ağır yaklaşıyordu. Gerilememiştim. Ta ki dibime gelene kadar. O an istemsiz bir refleksle bir adım geri çekildim. Ben gerileyince o hemen durdu, başını hafifçe eğip bana baktı. Ben ise ona bakabilmek için başımı neredeyse gökyüzüne kaldırıyordum. Dünyanın en kibar devi falan mısın be adam? Bizdeki de can. Bu hâlinle dibimize geliyon be cani. Sorusuna cevap vermem gerekiyordu sanırım. Bilerek imalı bir bakış attım. “Çünkü sen varsın.” Dudağının kenarı kıvrıldı. Biraz eğilip yüzüme yaklaştı. Sayın Ayşe Hanlıoğlu, bu cüretkârlığınızın sebebi nedir acaba? “Ben varsam ne olmuş, küçük hanım? Yemek yerine seni yerim falan diye mi korktun yoksa?” İyice sırıtıp başını kaldırdı. Nar gibi kızarmıştım bu imasıyla. Karnına vurup iter gibi yaptım. “Sen tam bir şerefsizsin!” Bunun bendeki anlamı şu an için ‘Utandırdın beni, yakışıklı salak.’ olabilirdi. Tekrar vuracakken bileklerimi nazikçe kavradı. “Sinirlenmedin ama role girebildin, küçük hanım. Bravo.” Bileklerimdeki ellerine baktım, ardından tekrar Sinan’a çevirdim gözlerimi. “Sinirlendim gayet de. Hem bana niye küçük hanım diyorsun?” Bana bakıyordu. Gözlerimi, yüzümü inceliyor gibiydi. Bakışlarını başka tarafa çevirip önce bileklerimi bıraktı, sonra da geri çekildi. “Afiyet olsun sana bu arada.” Tepsiye baktı. O bakınca ben de baktım. “Şu katalogda gelinlik modelleri var. İstemezsen başka şeyler de olur. Şık ama gelinlik olmayan modeller de var. Yok, ben bu kadar basit istemem dersen tasarımcımı arayacağım. Ülkenin en iyisidir.” Karşımdaki adama adeta hayranlıkla bakıyordum. “Sinan...” Sakin söylemiştim. O an gözlerimiz buluştu. “Bu kadar zahmete gerek yok. Katalog…