Bölüm 6
Yazar: Leymerr

Kapının önünde birkaç dakika öylece oturdum. Nefes alışlarım düzensizdi. Göğsümün tam ortasında görünmez biri yumruğunu sıkıyordu sanki. Canım acıyordu. Ama kurşun yarasından değil... Kalbimden. Başımı dizlerimin arasına gömdüm. "Ne bekliyordun ki Ayşe?" Kendi kendime acı acı güldüm. "Senin çocukluğunda sevdiğin çocuk seni bekleyecek miydi?" Belki de suç bendeydi. Yıllarca küçücük bir bileklikle, küçücük bir yüzüğe tutunup büyümüştüm. Onun bir gün beni hatırlayacağına inanmıştım. Ne kadar aptalmışım. Gözüm istemsizce sol bileğime kaydı. İncecik bileklik... Hâlâ kolumdaydı. Parmağımdaki yüzük de... Yıllardır çıkarmaya kıyamadığım iki küçük hediye. Kerem'in... Küçük Ayşe'ye verdiği doğum günü hediyeleri. Titreyen parmaklarımla bilekliği tuttum. Çıkarmayı denedim. Yapamadım. Sanki onu çıkarırsam çocukluğum da tamamen bitecekti. Hızla ayağa kalktım. "Yeter." Burada bir dakika daha kalmayacaktım. Dolabı açtım. İçindeki pahalı elbiselere, ayakkabılara, çantalara tek tek baktım. Hiçbiri benim değildi. Hiçbirini istemiyordum. Babamın kuklası olmuştum yıllarca. Şimdi de Kerem'in kuklası olmayacaktım. "Asla..." Dolabın en köşesinde beyaz gelinlik duruyordu. Onu görünce gözlerim doldu. Buraya onunla gelmiştim. Buradan da onunla gidecektim. Gelinliği dikkatlice üzerime geçirdim. Kumaşı tenime değdiği anda içim burkuldu. Bu gelinlik... Hayalini kurduğum günün değil... Hayatımın en büyük kâbusunun simgesiydi. Dolabın alt kısmında duran topuklu ayakkabılardan birini aldım. Sevmiyordum. Ama mecburdum. Çünkü kendi ayakkabılarımı o gece Kerem yüzünden kaybetmiştim. Ayağıma geçirdim. Saçlarımı elimle düzelttim. Aynaya son kez baktım. Karşımda duran kız mutlu bir gelin gibi görünmüyordu. Savaşa gidiyormuş gibiydi. Komodinin üzerindeki kendi çantamı aldım. İçinde bana ait birkaç eşya vardı. Başka hiçbir şey istemiyordum. Kapıyı açıp hızlı adımlarla koridora çıktım. Merdivenlerden inerken kalbim göğsümü yumrukluyordu. Bir an önce bu evden uzaklaşmalıydım. Kapıya ulaştım. Kimse beni durdurmamıştı. Acı bir tebessüm oluştu dudaklarımda. "Ne güzel..." "İstediğine kavuşuyorsun Kerem." Kapıyı açıp dışarı çıktım. Gece serinliği yüzüme çarptı. Bahçede nöbet tutan siyah takım elbiseli korumalar beni görünce doğruldular. "Ayşe Hanım..." Seslendiler. Duymadım bile. Doğrudan siyah ciplerden birine yürüdüm. Korumalardan biri önüme geçti. "Bir yere mi gideceksiniz?" O an gözüm belindeki silaha takıldı. Hiç düşünmedim. Elim refleksle silaha uzandı. Koruma ne olduğunu anlayamadan silahı çekip geri adım attım. Bir anda herkes donup kaldı. "Ayşe Hanım..." "Silahı bana verin." "Yaklaşmayın!" Sesim bahçede yankılandı. Titriyordum. Öfkeden mi... Yoksa kırgınlıktan mı... Ben de bilmiyordum. Silahın namlusunu başıma dayadım. Korumanın yüzü bembeyaz kesildi. "Yapmayın!" "Yaklaşma!" Çığlık attım. "Arabanın anahtarını ver." Adam birkaç saniye bana baktı. Gerçekten tetiği çekeceğimi sanmıştı. "Duymadın mı?" "ANAHTARI VER!" Titreyen eliyle cebinden anahtarı çıkarıp bana uzattı. Hızla kaptım. Silahı hâlâ elimden bırakmıyordum. Koşarak siyah aracın yanına geldim. Kapıyı açıp içeri bindim. İlk iş bütün kapıları kilitledim. Camları da kapattım. Derin derin nefes alıyordum. Silahı torpidoya bıraktım. Ellerim direksiyonun üzerinde titriyordu. "Geçecek..." "Korkma Ayşe..." "Buradan çıkınca her şey bitecek." Kontağı çevirdim. Motor homurdanarak çalıştı. Navigasyonu açtım. Tek bildiğim yer... Havaalanıydı. Oraya gidecektim. Sonra ilk uçağa binip... Bir daha bu şehre dönmeyecektim. Navigasyona havaalanının konumunu yazdım. Ekranda beliren mavi çizgiyi birkaç saniye boyunca boş gözlerle izledim. Demek yolum buydu. Demek gerçekten gidiyordum. İçimde en ufak bir heyecan yoktu. Ne özgürleşmenin mutluluğu... Ne de yeni bir başlangıcın umudu... Yalnızca kocaman bir boşluk vardı. Tam vitesi değiştirecekken... Tak... Cam hafifçe tıklandı. İrkildim. Başımı yavaşça çevirdim. Tahmin ettiğim kişiydi. Kerem Korkmaz. Yüzünde her zamanki o ifadesiz hâli vardı. Bir eli cebindeydi. Diğer eliyle cama b…