4. Bölüm
Yazar: Leymerr

Kerem'den; Odamın içinde kaçıncı kez dönüp durduğumu bilmiyordum. Attığım her adım parke zeminde boğuk bir ses çıkarıyor, o ses odanın sessizliğine karışıp tekrar bana dönüyordu. Sanki oda bile benimle birlikte sıkışmıştı. Duvarlar üzerime geliyor, nefesim daralıyor, sinirim göğsümün ortasında yumruk gibi büyüyordu. Bu kız beni sınıyordu. Başka bir açıklaması olamazdı. Ne diye tutturmuştu arabada kalacağım diye? İnsan gibi odasına çıkmasını söylemiştim. Hatta söylemekle kalmamış, neredeyse emretmiştim. Ama yok. Ayşe Hanlıoğlu inat edecekti illa. Babasının nazlı kızıydı ya, hayatında ilk kez biri ona istediğini vermeyince böyle diklenecekti. Dişlerimi sıktım. Zayıf bir şeydi zaten. Orada soğukta kalacak, sonra sabaha karşı hastalanacak, geberip gidecekti. Ardından bu da benim başıma ayrı bir bela olacaktı. Hanlıoğulları bir yandan, kendi içimde taşıdığım öfke bir yandan, şimdi bir de Ayşe'nin inadı... Yatağımın kenarına oturdum. Ellerimi dizlerimin üzerine koyup bir süre öylece yere baktım. Siyah halının desenleri gözümün önünde birbirine karışırken aklım hâlâ aşağıdaydı. Arabanın içinde, incecik bedeniyle inadına oturan kızdaydı. Ayşe'ye dediklerim ağırdı, evet. Ama yalan değildi. Ona asla dokunmazdım. Hem de asla. Bunu bilmesi gerekiyordu. Bu evde, bu soyadının gölgesinde, bu karanlığın içinde korkacağı çok şey olabilirdi ama benden o şekilde korkmasına gerek yoktu. Ben ne kadar bozuk olursam olayım, bazı çizgilerim vardı. Sonra içimden bir ses usulca konuştu. Ama ondan güzel anne olurdu Kerem. Abarttık sanki. Kaşlarım çatıldı. “Olmazdı,” diye mırıldandım kendi kendime. O babasının nazlı, şımarık, ukala kızıydı. Değil annelik, beş dakika sabredemezdi çocuk bakmaya. Bir çocuk ağlasa ne yapacağını bilemez, ufacık bir sorumlulukta paniklerdi. Elleri fazla narindi. Bakışları fazla temizdi. Böyle bir hayatın içine çocuk değil, kendisi bile sığmazdı. “Zaten eline de yakışmazdı,” dedim alayla. Yalandı. Hem de bildiğim en büyük yalanlardan biriydi. Yakışırdı. Bunu bilmek sinirimi daha çok bozuyordu. Çünkü Ayşe'nin eline masumiyet yakışıyordu. Bir çocuğun saçını okşamak, uykusu gelen birini usulca susturmak, yaralanmış bir kalbi fark etmeden iyileştirmek... Hepsi yakışırdı ona. Ama bunu henüz kendisi bile bilmiyordu. Aynı sabah olduğunda önüme siper olacağını bilmediği gibi. Saatler geçti. Ya da bana öyle geldi. Odanın içinde dönüp durmaktan yorulmuştum ama kafam susmuyordu. Ne zaman gözlerimi kapatsam Ayşe'nin inatla benden kaçan bakışları geliyordu aklıma. Benden nefret etmeliydi. Korkmalıydı. Uzak durmalıydı. Ama o hâlâ çocukluğundaki gibi gözlerimin içine bakıyor, orada iyi bir şey arıyordu. Bulamayacağını anlaması gerekiyordu. Sonunda dayanamayıp ayağa kalktım. Kapıya doğru yürüdüm. Koridorda ilerlerken evin içindeki sessizlik daha da belirginleşti. Herkes odasına çekilmiş, gece evin üzerine ağır bir örtü gibi serilmişti. Merdivenlerden inerken bir an duraksadım. Çocuk mu bu? dedim içimden. Yirmi bir yaşında kocaman kız. Birazdan inadı kırılır, içeri girer. Ama içimdeki huzursuzluk dinmedi. Dış kapıyı açtığımda gece havası yüzüme çarptı. Soğuk değildi ama serindi. Arabaya doğru yürüdüm. Her adımda sinirim biraz daha artıyordu. Kapıyı açıp onu azarlamaya hazırdım. Hatta gözlerimi devirecek, kolundan tutup içeri çıkaracaktım. Ama kapıyı açtığımda sustum. Ayşe uyuyordu. Başını yana düşürmüş, ellerini karnının üzerine toplamıştı. Üzerindeki ince kıyafetle arabada büzülmüş, sanki kendini dünyadan saklamaya çalışır gibi küçülmüştü. Saçlarının birkaç tutamı yüzüne düşmüş, kirpikleri yanaklarına gölge yapmıştı. İlk defa onu uyurken görüyordum. Ve ilk defa, bu kadar savunmasız görünüyordu. Boğazımda anlam veremediğim bir düğüm oluştu. Az önceki öfkem bir anda yerini garip bir sessizliğe bıraktı. Gözlerim yüzünde dolaştı. Uyanıkken insanın sinirini bozan o inatçı çene, şimdi yumuşamıştı. Bana meydan okuyan gözleri kapalıydı. Sanki bütün savaşını uykuya bırakmıştı. Nasıl bu kadar masum uyuyabilirdi bir insan? Bu kadar masum görünmek suç ol…