3. Bölüm
Yazar: Leymerr

Etrafı incelemeye başladım. Oda beklediğimden çok daha sakindi. Duvarları bembeyazdı; gösterişten uzak, sade ama insanın içine huzur veren bir havası vardı. Sanki buraya giren herkesin sesini kısmaya zorlayan bir sessizlik dolaşıyordu odanın içinde. Tam benlikti aslında.. Gözlerim yavaşça odanın her köşesini dolaştı. Sağ tarafta büyükçe bir dolap, karşı tarafta pencerenin önüne yerleştirilmiş küçük bir puf ve odanın en sevdiğim kısmı olan minicik bir balkon... Balkona doğru birkaç adım attım. Kapıyı araladığım anda yüzüme hafif bir rüzgâr çarptı. Balkonun demirlerine sıralanmış saksılar dikkatimi çekti. Rengârenk çiçekler... Pembe, mor, beyaz... Kimisi yeni açmış, kimisi ise tomurcuk hâlindeydi. İstemsizce gülümsedim. "En azından biri çiçekleri seviyormuş..." diye fısıldadım kendi kendime. Ne garipti... İnsan bazen küçücük bir çiçeğe bile tutunabiliyormuş. Tekrar içeri girdim. Dolabın kapağını açtığımda şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. İçerisi kadın kıyafetleriyle doluydu. Elbiseler...etekler... ve kazaklar... Hatta etiketleri bile çıkarılmamış birkaç parça... Kaşlarım çatıldı."Kimindi bunlar?" Yoksa...Hayır. Bunu düşünmek bile istemiyordum. Dolabın kapağını sessizce kapattım.Bu kez çekmecelere yöneldim. İlkini açınca birkaç saç tokası ve boş kutular çıktı. İkinci çekmeceyi açtığımda ise gözlerim parladı. Kalemler...defterler...renkli post-itler...kurşun kalemler, dolma kalemler... İçimde küçücük de olsa bir heyecan kıpırdadı. "Harika..."demeden edememiştim. Belki de şu an en çok ihtiyacım olan şey buydu. Konuşamadıklarımı yazmak. İçimde tuttuklarımı bir kâğıda bırakmak. İnce siyah kapaklı bir defter seçtim. Yanına lacivert bir tükenmez kalem aldım. Pencerenin önündeki pufa oturdum. Dizlerimi kendime çektim. Defteri açtım. Kalemin ucunu ilk kez kâğıda değdirdiğim anda odanın sessizliğini yalnızca yazı sesi doldurdu. Cızırtı gibi... Ama huzur veren bir cızırtı. Her harfte içim biraz daha boşalıyormuş gibi hissediyordum. Kalbimdeki sızı ise aksine büyüyordu. Her geçen saniye biraz daha... Bir insan... Bir insan, sevdiği birine böyle konuşabilir miydi? Nasıl söylemişti o sözleri? Nasıl bu kadar kolay kırabilmişti beni? Hiç mi acımamıştı? Hiç mi sızlamamıştı yüreği? İnsanın kalbinin sızlaması için illa âşık olması mı gerekirdi? Yıllarca aynı sokaklarda büyüdüğü... Çocukluğunu paylaştığı... Abilik ettiği birine karşı insan biraz olsun merhamet duymaz mıydı? Kalemi elimde döndürdüm. Gözlerim dolmuştu. "Kusura bakma..." diye yazdım. "Benim kalbim bu kadar ağır sözleri taşıyabilecek kadar güçlü değil." Bir damla yaş, kâğıdın üzerine düştü. Mürekkep dağıldı. Ben ise sadece izledim. Sanırım...O adamla evlenmeyi bile tercih ederdim. En azından kalbim bu kadar kırılmazdı. Ben kimdim ki? Hayatım boyunca fikrim ne zaman sorulmuştu? Kaç kez gerçekten konuşabilmiştim? Hep aynı cümleyi kuruyordum kendime. "Susma Ayşe. Kendini ezdirme." Ama... En son sustuğumda değil... Konuştuğumda kardeşim ölmüştü. Katili... Öz babasıydı! Bunu benden başka bilen yoktu. Annem.. Abim... Herkes... Yusuf'un balkondan düştüğünü sanıyordu. Oysa ben... Babamın ellerindeki kanı görmüştüm. Deftere yeniden yazmaya başladım. "Ben Ayşe..." Sadece Ayşe.. "Yurdundan edilen kız."kimsesiz kalan.. "Ben Ayşe...Kader tarafından ikinci kez evinden koparılan kız." birincisi ölümle ikincisi kaçırılma.. "Ben Ayşe...Soyu kanla anılan..."o Soydansa ölmeyi yeğleyen. "Ben Ayşe..."Adı ölümle yan yana gelen kız. Bugün ilk kez sevdiği adama karşı çıkmaya çalışan kız. "Ve.." "Ben Ayşe..." "Kerem'den korkmaya başlayan kız..." Defteri kapatacak gibi oldum ama yapamadım. Parmaklarım kapağın üzerinde birkaç saniye öylece bekledi. Sonra başımı kaldırıp karşımdaki aynaya baktım. Solgun yüzüm, ağlamaktan kızarmış gözlerim ve darmadağın saçlarım... Birkaç dakika önceki Ayşe'den bile daha yorgun görünüyordum. İstemsizce dudaklarım aralandı. "Çok sevmiş Defne'yi, değil mi Ayşe..." Kendi yansımama acı bir gülümsemeyle baktım. "Haksız da sayılmazsın." Defne'nin güzelliğiyle benimkini kıyaslamak bi…