BÖLÜM ON BİR
Yazar: Ceren

Kırık dökük ağaç evin yanında öp beni Tekerlekten yapılmış salıncakta salla beni Çiçeklerle süslediğin şapkanı da getir Babanın haritasında işaretli olan yere gideceğiz* (Kiss Me- Sixpence None The Richer) Perdelerimin sertçe açılmasıyla uyandım. Gözlerime nüfuz eden gün ışığı uykumu anında kaçırmıştı. “Ne oluyor ya?” diye bağırdım uykulu sesimle. “Günaydın prenses...” diyen Ryan’a baktım. Kıyafetleriyle dışarı çıkmaya hazır görünüyordu ve kocaman gülümsemesiyle bana bakıyordu. “Artık uyanman lazım.” diyerek yatağımın ucuna gidip örtümü üzerimden çekmeye çalıştı. “Hey! Dursana.” dedim örtümü sımsıkı tutarken. “İnsanların yatak örtülerini çekemezsin, Walker. Ya giyinik değilsem...” diye fısıldadım. “O zaman daha güzel olurdu tabii...” diyerek göz kırptığında utançla örtüyü yüzüme kadar çekiştirdim. “Üzerinde pijamalarının olduğunu biliyorum, Ellison.” dedi başını sallayarak gülerken. “Nereden biliyorsun?” diye sordum şüpheyle. “Dün geceyi hatırlamıyor musun?” dedi şaşkınlıkla. Kendini durduramıyormuşçasına gülmeye başladı. “Hatırlıyorum.” diye yalan söyledim. Hatırlamıyordum. Bu ne anlama geliyordu şimdi? “Ne kadarını hatırlıyorsun?” diye sordu sorgularcasına fakat hâlâ durumumdan keyif alırmışçasına sırıtmakla meşguldü. “Çocukları evlerine bıraktıktan sonra biz de eve döndük...” Devamından emin olamayarak sustum. “Tamam, o zaman, şöyle yapalım...” diyerek yatakta yanıma oturdu. “Dün gece olanları anlatmama izin ver.” Başımı sallarken ifadesinden dolayı gerildiğimi hissediyordum. “Dün Brian’ın evinden çıktıktan sonra...” “Evet, o kısmı hatırlıyorum...” dedim heyecanlanarak. “Lafımı bölme yoksa anlatmam.” “Peki...” Ağzıma görünmez bir fermuar çekerek sustum ve anlatmasını bekledim. “Hepimiz arabadaydık.” dedi. “Lola ve Benny arka koltukta uyuyakalmışlardı. Sen de bir süre sonra uykuya yenik düştün. Ben, onları evlerine bırakırken de uyumaya devam ettin. Sonra eve vardık.” Aklına bir şey gelmişçesine gözlerini kaçırarak gülmeye başladı. “Devam etsene!” diye bağırdım omzunu itekleyerek. “Seni uyandırmaya çalıştığımda bana bağırmaya başladın.” dedi. “Aynı şimdi olduğu gibi...” Kulağını acı içindeymişçesine tuttu. “Sanırım biraz sarhoş olmuştun.” “Ne?” diye sordum şaşkınlıkla. “O kadar içmemiştim ki...” diye mırıldandım. “Seni uyandırdığımda kendinde değil gibiydin. Belki de hâlâ uykudaydın...” dedi düşünceli bir şekilde. Ben ağzından çıkacakları merakla beklerken anlatmaya devam etti. “Arabadan inmemekte ısrar ettin, Ellison. Seni zorla indirmeye çalıştığımda sinirlenip sokağın ortasında bağırarak Stacy’s Mom söylemeye başladın.” “Hayır, yapmadım!” dedim elimle yüzümü örterken. “Ah, hem de öyle bir yaptın ki...” dedi gülerek. “Stacy’nin annesine aşığım diye bağırdığında yan komşunuz pencereden bizi izliyordu. Yaşlı adam resmen şok oldu. Bu kızın nesi var, diye sordu.” “Sen ne dedin, peki?” diye sordum utançtan yerin dibine girerken. “Aşk acısı çekiyor, dedim.” “Neden böyle bir şey dedin?” diye sordum öfkeyle. “Bay Hollis oldukça vakur bir insandır. Onunla bu şekilde konuşmamalıydın.” Güldü. “Zavallı adamı pencereden kovabileceğim en kolay yol bu gibi gelmişti. Gerçi pek de işe yaramadı...” dedi düşünüyormuş gibi yaparak. “Sence Bay Hollis, Stacy’s Mom şakısını biliyor mudur?” “Neden olmasın.” diye mırıldandı fakat yüzünde dalga geçer bir ifade vardı. “İnanamıyorum.” dedim. “Yani ihtiyar komşum Stacy’nin annesine âşık olduğumu mu sanıyor?” “Sanmıyorum.” dedi gülümsemesi genişlerken. “Seni arabadan indirirken boynuma nasıl yapıştığını gördü çünkü.” Aman. Tanrım. “Ben mi?” diye sordum. Sesim fazlasıyla tiz çıkmıştı. “Sen.” dedi tatlı bir şekilde gülümseyerek. “Bana yavru bir koala gibi yapıştın, Ellison.” Çok utanıyordum. Yüzümün kızardığına emindim. “Yukarı çıkmaya çalışırken mızmızlanıp zıpladın. Çıkmayacağım, çıkmayacağım, diye bağırdın.” dedi sesimi taklit ederek. “Yukarı çıkmazsan salondaki rahatsız kanepelerde uyumak zorunda kalacağını söylediğimde neredeyse ağlayacaktın. Gözlerini yavru köpek gibi yüzüme dikip seni yatağına ka…