BÖLÜM DÖRT
Yazar: Ceren

Ne görüyorsan, onu alırsın Ve emin ol, buna değer bebeğim Çünkü aldığın şey benim* (Catch Me If You Can- The Beu Sisters) Ryan Walker’dan nefret ediyordum. Vücudumdaki her hücre ona olan nefretimle doluydu. Evden ayrılmasından kısa bir süre sonra Matt’ten gelen bir aramayla Ryan’ın, Lola’nın bizim evde olduğunu ikizlere söylediğini anladım. Çünkü Matt -bunu söylerken keyiften dört köşe olduğuna eminim- Debbie’nin benim hakkımda çok önemli bir şey öğrenmek üzere olduğunu söylemişti. “Neden bu kadar korkuyorsun? Ne yapabilirler ki?” diye düşünüyor olabilirsiniz. Normalde Debbie’nin her konuda faydalandığı için beni evden yollamayacağını düşünürdüm ama bu konuda çok katıydı. Sebebini ben de bilmiyordum ama bir gün onu dinlemeyip başımı aynı bu şekilde belaya soktuğumda beni kapının önüne koymuş ve eve almamıştı. O zaman henüz küçük olduğum için korkudan ödüm kopmuştu. Şu anda bundan korkmuyordum. Beni evden kovması demek okul masraflarımı karşılamayı bırakacağı anlamına geldiği için tedirgindim ve açıkçası tek derdim de buydu. Çünkü bu evden kurtulup hayallerimi gerçekleştirebilmemin tek yolu okulumu üstün başarıyla bitirebilmemdi. Bu yüzden Matt telefonu kapatmadan önce maalesef ona yalvarmış ve eve geldiğinde konuşmak istediğimi söylemiştim. Lola evden ayrıldıktan kısa bir süre sonra Matt ve Leo gelmişti. Tabii ki yanlarında Bay İspiyoncu’yu da getirmişlerdi. Son yaşananlardan sonra Ryan’la göz göze gelmemek için elimden gelen bütün çabayı gösteriyordum. Kolumdan tuttuğu yer biraz kızarmıştı ancak sabahki kazaya nazaran akşamki davranışında hiç pişmanlık sezmemiştim. Bilinçsizce kızarıklığı kaşırken dikkatini bana veren Matt ve Leo’ya baktım. “Çocuklar...” dedim ikizlere zorla gülümseyerek. “Neden şöyle oturmuyorsunuz...” elimle kanepeyi işaret ettiğimde ikizler halimden keyif alarak sırıttılar. Ryan onların peşinden salona gelmemişti. Muhtemelen mutfaktaydı –ki bu iyiydi çünkü onun yanında ikizlere yalvarmak yapmak istediğim son şey bile değildi-. “Ne istiyorsun?” dedi Leo. Normalde suratsız ve ciddi biri olmasına rağmen onun da bu durumdan keyif aldığını görebiliyordum ancak asıl konuya bu kadar hızlı gelmesi işimi oldukça kolaylaştırmıştı. “Sizinle bir iddiaya girmek istiyorum.” dedim sesimin kendinden emin çıkması için çabalayarak. Elimde onlar hakkında bilmedikleri bir koz vardı ve bunu sunmanın tam vaktiydi. Bu günün geleceğini biliyordum. “Bizimle herhangi bir konuda iddiaya girecek kadar özgüvenli olduğunu bilmiyordum.” dedi Leo kaşlarını kaldırarak. Demek öyle... “Beni dinleyecek misiniz?” dedim sabrımın tükendiğini belli ederek. “Dökül...” dedi Matt. “Daniel’ın kaybolan antika saati...” dediğimde yüz ifadelerinin değişmesini zevkle izledim. “Ne?” diye kekeledi Matt. “Sen-“ “Dur Matt.” dedi Leo kardeşinin lafını keserek. “Victoria bize tam olarak ne bildiğini açıklamadan bir şey söyleme.” Zeki çocuk . Kıstığım gözlerimle onları incelerken vücut dilimi sabit tutmak adına kollarımı göğüs hizamda kavuşturdum. Ve gerçekten de bahsettiğim durum hakkında bir şey bilmediğime inandıklarını fark ettim. Blöf yaptığımı sanıyorlardı. Ahmaklar . “Daniel’ın kaybolan antika saatini sizin çaldığınızı biliyorum çocuklar.” dedim ellerimi iki yana açarak. “Kanıtın var mı?” diye sordu Leo. “Var.” dedim gülümseyerek. “Sevgili Matthew sattığınız saatin fişini cebinde unutmuştu. Ve tahmin et bu evde çamaşırları kim yıkıyor...” “Çamaşır makinesi...” diye mırıldandı Matt. Gözlerimi devirdim. “Saati sattığınıza dair kanıt bende...” Matt hızla yerinden kalkarak merdivenlere yöneldi. Basamakları atlayarak yukarı koşuyordu. Ne yapmaya çalıştığının bilinciyle “Matt!” diye selendim. Adım sesleri kesildiğinde “Fiş odamda değil, sersem.” diye bağırdım. Matt hayal kırıklığıyla aşağı indiğinde iddiayı şimdiden kazandığımı hissedebiliyordum. O yerine geri otururken Leo “Alt tarafı bir saat, gidip Danny’ye söyleyebilirsin.” dedi kendine güvenerek. “O saati Daniel’a Ella’nın aldığını öğrenmeniz pekiyi olmaz o halde.” dedim sahte bir acımayla. “Lanet olsun…