1. Bölüm
Yazar: EiaTree

22 yıl sonra Lizzy Doğrusunu söylemek gerekirse Alex tam bir aptaldı. Ona her defasında ilk okuldan beri anlatılan temel bilgilerdeki dersi öğretmem için yalvarıp sonra bunları nasıl bilmediğine hayretler içinde kalıyordum. Ona tiksinerek gibi bakmış olsamda maalesef her defasında yakalanıyordum. Buruşmuş yüzüme gülümseme ekleyip sahte bir şekilde gülümsüyordum. Babam onunla arkadaş olmamam konusunda uyardığı için sanırım aptal insanları kendime çekmek gibi bir huyum var. Yada biri üstüme mıknatıs mı serpti. Aptal mıknatısı. “Hadi Lizzy, benle dalga geçemezsin, bilmemek ayıp değil.”Dedi kıkırdayarak. Hımmmm dedim. “Evet bilmemek ayıp değil ama ilk okul derslerinden beri bu dersleri öğrenmediğin için ‘öğrenmemek ayıp’” dedim dudaklarımı bastırarak. Kıkırdadı. Ne kadar şaşırmış gibi görünsemde yüzümde bu ifade belirmemişti. Penceredeki yansımama bakıp o donuk yüz ifademi görünce ‘ne tiksinç,’ diye mırıldandım. Kahvemi alıp dudaklarıma götürürken bir kaç hafta sonra kızgınlığa gireceğim aklıma geldi yine okulla hangi bahane mi sunacağım diye düşünürken karşıdan karşıya geçmek isteyen insanların önüne hızlı bir şekilde bir araba durdu. Arabanın sesi kulaklarımı tırmaladı. İnsanlar korkmuş halde etrafa kaçarken. Aracın içindekinin sesi ve nefes alış verişi değişkenlik gösteriyordu. Bir yudum daha kahvemden yudumladığımda “Tanrım… sen ne yaptın?” sesi kulağıma ilişti. Kurt kulaklarım kabardı merağım beni arabanın içindeki insanın mırıldanmasına kulak misafiri oldu. Kafedeki insanlar biraz huzursuzlanmıştı. Karşımda bir kaç masa ötemde sarışın bir kız titreyen parmakları ile eşyalarını toplayıp “Sıçtığımın kafesi, kafa dağıtmak için gelmek bile hata.”Dedi öfkeli bir sesle. Diğer esmer kıvırcık saçlı çocuk “Tanrı aşkına ne boktan bir gün.” Diye o tiz sesi ile kulağımı tırmaladı. Sonra yan masadaki bir çift el ele tutuşmuş “Burdan gitsek iyi olur.” Dedi. Gülümsedim. Alex bana bakıp “Yine gülümsüyorsun.” Dediğinde ifademi bozmadım. Doğamdan bir haberdi. Ben bir kurdum henüz dönüşememiş bir kurt doğasını her sene inkar eden bir kurt daha ne kadar kötü olabilir ki bir kaç sene sonra ölüp gideceğim ve kimsenin umrunda bile olmayacağım ailem dışında. Yani öyle sanıyorum. Bazen Alex kurt olduğumu bilse ne tepki verirdi diye düşünmeden edemiyordum. Sonra “Tanrım Lizzy beni yemezsin değil mi? Lizzy bir kurtla arkadaşlık edemem her an beni öldüreceksin korkusu yaşayamam der arkadaşlığını bitirmek istediğini söyleyip” Gibi iğrenç şakalar yaptığında onu akşam yemeğim için bir altarnatif olduğunu söyleyip onu korkuturdum. Tanrım bunu düşünmek bile iyi hissettirmişti. “Ah evet,” elimdeki kahveyi ona göstererek, “çünkü buranın kahvesi çok güzel. Elenor nerde kaldı?” Dedim endişeli bir sesle. Elenor, Alex gibi fakülteye başlar başlamaz ortak derslerimiz yüzünden tanıştığım bir arkadaş. “O dönem ödevini evde unutmuş eve geri dönmüş ona ne kadar profesöre mail atarsan daha hızlı ödevin geçerlilik sağlar dediğim halde inat edip çıktısını çıkarmış” Omuzlarım kıkırdamamla sallandı. “Onu bilirsin çok nostaljiktir.” “Evet bilirim hala tuşlu telefon kullanıyor. Tanrı aşkına bu devirde babaannemin bile son model telefon var.” Kahkaham az önceki dışarıdaki arabanın kazasını silip süpürmüştü insanlar benim gülmemle gülümsemişti. “Şapşal çocuk güldürme beni. Bence artık bizde yavaştan yürüsek iyi olur.” Alex sen bilirsin havası verdikten sonra ayağa kalkıp montumu giydiğimde cebimde bir kağıt parçası olduğunu fark ettim. Kağıtta “Selam Elizabeth, seni buldum,” yazıyordu içim ürperdi. Etrafıma doğru baktım. Sinirle yutkundum. Buda neyin nesiydi. Yanıma insanlardan hiç kimse yaklaşmadı. Ama kâğıtta kurt kokusu sinmişti. Kafenin lavabosuna hızlı adımlarla yürüdüm. Sonra masama doğru baktığımda Alex’in şaşkın şaşkın bakışıyla göz göze geldim. Masanın yanına sadece birkaç kişi yaklaşmıştı. Montumu sandalyeye asmıştım. İsteyen herkes montuma ben hissetmeden dokuna bilir içine bir şey kata bilirdi. Ve kattı. Lavaboya doğru yürüdüm ellerimi suyun altında gezindirirken…