Giriş
Yazar: EiaTree

Bu Kitapta geçen kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup her ayrıntısı kurgudan ibarettir. Keyifli okumalar dilerim, yeni bir macera da bana eşlik ettiğiniz için hepinize çok teşekkür ederim. Umarım severek okuyacağınız bir hikaye olur. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya alalım. Yıldıza dokunmayı unutmayalım. Giriş Soğuk kar fırtınanın arasında lotus çiçeği gibi açılmıştı. Nefes alış verişi düzensizdi kalbi bir kuş kalbi kadar atıyordu. Hızlı ama çok sessiz. Işık hala üstünde süzülüyordu. Yattığı yer ışık ateşinin ısısı ile erimişti, erimiş olan karın altındaki kurumuş yapraklar yavaşça saniyeler sonra yeşile dönmüştü. Sıcak bedeni karın altındaki yeşilliklere hayat suyu vermişti. Yeşil. Yeşillik. Yeşillikler. Gözlerini araladı önce bulanık görmeye başladı sonra her şey netleşti. Elini kara uzattı soğuk tenine değdiği an su olup buharlaşıyordu. Dolunay ışığı hala bedenindeydi. Uzun kahve rengi saçlarının arasından etrafına baktı karanlık ve sessizlik hakimdi. Arada çıkan doğanın sesi vardı. Gecenin, rüzgarın ağaçların toprağın soluduğu havanın nefesinin sesi vardı. “Neredeyim,” Diye mırıldandı sarhoş gibi bir sesle. Dolunay onu terk etti. Soğuk tenine bıçak gibi keskin bir şekilde vurdu. Gözleri irileşti aklı berraklaştı kar kristali tenine değdiği an bir süre bekledikten sonra vucut sıcaklığına kapılıp erimeye başladı. Ayağa kalkmak için yeltense bile tökezlenip yere düştü karın içinde kayboldu saçları savrularak karın ıslaklığı ile tenine çarptı. Uzun saçları rüzgarla haşim bir şekilde kavga ederken yine ayağa kalkmaya çalıştı. Ayağa kalktığı an önce bacaklarına sonra ayak parmaklarına baktı. “Dolunay beni terk etti. Dönüşemiyorum” Kelimeler ağzından çaresiz gibi akmıştı. Gözlerinin maviliği buğulanırken koyulaştı. “Dolunay beni terk etti,” diye tekrarladı kendine inandırarak. Sıcak gözyaşları süzülürken rüzgar onlara hasretmiş gibi yüzünü yaladı. Bir adım attı. Attığı her adımda soğuğu hissetti. Hava karanlıktı. Yıldızlar gökyüzünden terk etmiş gibiydi ama bir tanesi yer yüzündeydi. Hiçbir hayvana hiçbir karanlığa sessizliğe yakalanmamalıydı. Kuzey batı ormanlarının girişindeydi. ‘ Yardım istemeliyim’ diye geçirdi içinden nereye gittiğinden emin olmayarak. Islak saçları rüzgarın sertliği ile kurumuştu ama o öyle sanıyordu soğukla birlikte sertleşmişti tıpkı bir buz sarkıtı gibi. Artık rüzgar onu üşütmüyordu. Teslim olmuştu. O da biliyordu. Kuzeybatı bölgesinde amcasına yetişemez ise ölüm onu bulacağın biliyordu. Peşindeydiler. Elini herhangi bir ağaca, dala, kayaya bile dokundurtmuyordu. Hiç kimsenin dikkatini çekmeden yola devam etmek zorundaydı. Bir ses duydu. Yılana benzer şeytani bir ses ve ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu. Omzunun üstünden arkasına baktı yağan karın izlerini silmemesiyle koşusu hızlandı köpek yada kurta benzer hayvanların koşusunu duydu. “Nerede bu?” Dedi öfkeli bir ses dişlerinin arasında yılan gibi tıslıyordu. “Yakınlarda… kar bile bizden yana. ayak izlerini saklamamış.” “Kokusu hala burda.” Dedi kahkaha atan başka bir ses. Ses ağaçların arasında yankılanıp ona ulaşmıştı. Endişe ile etrafını baktı, uzaktan küçük bir kulübe görünüyordu çıplak ayakları ile koşar adımlarla kulübeye doğru yöneldi. Kulubeye yaklaştığı an köpekler ve kurtlar ulumaya başlamıştı. Dolunayın ışığı kadının karnına deyince ince bir sızı ile inledi. Doğum başlamıştı. Kapıya yaklaştı içerde ışıklar yanmıyordu ama bir mum yakılıydı. Ellerini yumruk yapıp kapıya sürttü. Tak Tak Tak Ses sadece karın soğuydu rüzgarın şarkısıydı ve uluyan katil kurtlardı. İçeri girdi. Acı içinde kıpırdandı. Havayı kokladı. Bir kurdun eviydi. Ve bir çok koku vardı. Sürüye benzer bir koku. Ayağa kalktı burdan gitmeye kalkmaya yeltenirken acı kaburgalarından kaslarına uykuluklarına ulaştı. Eline bir bez parçası alıp dudaklarının arasına koydu. Islaklık bacaklarından aktı. Hemen panikle silmeye başladı acı içinde kıvranırken ıkınmaya başladı sessiz ıkınmalar birer bıçak gibi kalbine saplandı ve kendini mutfağa doğru emekledi. Saç tellerini…