Kaderin ağları
Yazar: Mednebkts

Ertesi gün, ofisteki masamda otururken içimdeki o huzursuzluk gün ışığıyla birlikte daha da büyümüştü. Dün akşam evimin önünde gördüğüm o siyah araç zihnimden bir türlü çıkmıyordu. Tam o sırada telefonumun ekranda titremesiyle irkildim. Ekrandaki numarayı gördüğümde kanım dondu. Erkan. Aylar önce hayatımdan defettiğimi sandığım, arkamda bıraktığımı zannettiğim o adam... Kalbim göğüs kafesimi döverken telefonu açmak istemedim ama parmağım titreyerek yeşil tuşa kaydı. Kulaklığıma gelen o tanıdık, yapışkan ve tehditkar ses midemi bulandırdı: "Nasılsın Zühre? Duydum ki son zamanlarda etrafında yeni hayranlar türemiş... Siyah arabalar, takip eden gölgeler falan. Ama unutma güzelim, senin benden başka sahibin olamaz. Seninle bu akşam o kaldığımız yerden devam edeceğiz, ya güzellikle çıkıp geleceksin ya da ben o kapıyı çalacağım." "Yeter artık Erkan!" diye fısıldadım öfkeyle ve korkuyla karışık bir sesle. "Beni rahat bırak! Bitti diyorum sana, bitti!" Karşıdan o sinir bozucu, karanlık gülüşü kulağımı tırmaladı ve telefon yüzüme kapandı. Elim titriyordu. O an anladım; dün akşamdan beri beni takip eden o siyah aracın yanı sıra, Erkan da yeniden üzerimdeki çemberi daraltıyordu. Dayanamayıp iş yerinden erken izin aldım ve doğrudan ailemin evine gittim. Şehrin sakin, ağaçlıklı ve huzurlu mahallelerinden birinde, müstakil, bahçesinde sarmaşıklar sarkan o sıcak evimize sığındım. Kapıyı açtığımda babam içeride masada gazetesini okuyor, annem ise mutfaktan elinde çay bardağıyla geliyordu. Nefes nefese girdiğimi gördüklerinde annem endişeyle yanıma koştu. "Zühre, kızım? Bu saatte ne işin var burada? Rengin yine sapsarı, iyi misin?" Gözlerim dolmuştu ama gururum ağlamama izin vermiyordu. Hepsine tek tek baktım: "İyi değilim anne! Erkan yine başladı... Aradı beni, tehdit ediyor. Peşimi bırakmıyor! Her yerde beni izliyorlar, evimin önüne kadar geliyorlar!" Babam oturduğu sandalyeden kalktı, yüzündeki o sert ve endişeli ifadeyle ellerini iki yana açtı: "Zühre, hâlâ o haylaz adamla mı uğraşıyorsun? Sana kaç kez söyledim, uzak dur şu beladan diye! Komşular ne der, mahallede adımız dursa ne olur hiç düşünüyor musun? Kendi başına hallet şu işi, evimize böyle huzursuzluklarla gelme!" Annem ise babamı sakinleştirmeye çalışırken bana suçlu bir ifadeyle baktı: "Baban haklı kızım, biraz dikkatli olsan bunlar başına gelmezdi. Zaten mahallede adımızın sokağa düşmesine izin veremeyiz." O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Bütün hayatım boyunca sığınmak istediğim o aile, o sıcak yuva, gerçek bir tehlikeyle karşılaştığımda beni korumak yerine yine el alemi ve kendi huzurlarını düşünüyordu. Arkamı döndüm, gözyaşlarımı içime akıtarak o güzel bahçeli evden hızla çıktım. Göğsüme oturan o boğucu ağırlığı atmak, biraz olsun nefes almak için mahallemizden biraz uzaklaşıp, şehrin daha hareketli ama bana tamamen yabancı olan sakin bir semtine attım kendimi. Etrafta ne yöne gittiğimi bilmeden, kafamın içindeki seslerle yürüyordum. Düşüncelerime o kadar dalmıştım ki, kaldırımda önüme çıkan adama hafifçe çarptığımda fark edemedim bile. Pardon, özür dilerim," dedi derinden gelen, tok ve otoriter bir ses. Ardından hemen ekledi: "İyi misiniz?" Başımı kaldırdığımda karşılaştığım silüet duraksamama neden oldu. Üzerinde koyu renk bir palto olan, o keskin ve karanlık hatlı yüzüyle bana bakan yabancı bir adam... Yüzünü ilk kez bu kadar yakından görüyordum. Gözlerindeki o yoğun, delici ifade içimde anlamsız bir ürperti yarattı. "Aslında... pek sayılmaz," diye mırıldandım istemsizce. Zihnimdeki fırtına o kadar büyüktü ki, ilk defa gördüğüm bu yabancıya içimi dökebilecek kadar yorgundum. "Dalmışım, ben de özür dilerim." Adamın yüzündeki o sert çizgiler hafifçe yumuşar gibi oldu; ama bakışlarındaki o derin odaklanma gram eksilmedi. "Bazen yükler o kadar ağır gelir ki insan önüne bakamaz," dedi, sesi adeta ruhumun içindeymiş gibi yankılandı. "Ama dikkat edin, bu şehrin sokakları dışarıdan göründüğünden çok daha tehlikelidir." Garip bir şekilde bu sözler içimde tuhaf bir güven…