Ateşle oynayanlar
Yazar: Mednebkts

Yoğunlaşan duman ciğerlerimi yaktı, göz kapaklarım ağırlaştı ve son nefesimde odanın tavanındaki alevlerin dansını izlerken bilincim tamamen karardı. Kendimi o cehennemin ortasında, karanlığa teslim ettim. Gözlerimi açtığımda ne o yanan otel odasındaydım ne de malikanemde. Yumuşak, koyu renkli deri bir koltukta uzanıyordum. Oda, dışarıdaki yağmurlu İstanbul gecesini izleyen, modern ve bir o kadar da tehlikeli detaylarla döşenmiş geniş bir daireydi. Havanın ağırlığı, evin her köşesine sinen o sert ve erkeksi koku... Burası sıradan bir yer olmadığı gibi, beni kurtaran adamın da sıradan biri olmadığını hemen belli ediyordu. Başımı tutarak doğrulmaya çalışırken, odanın loş köşesinden gelen tok bir sesle duraksadım. "Uyanman iyi oldu küçük hanım," diyordu o adam. Elinde kehribar rengi sıvıyla çalkalanan viski bardağıyla, pencere kenarından bana doğru yaklaşan adamın yüz hatları sert, bakışları ise demir gibi keskindi. Üzerindeki siyah gömleğin kolları dirseklerine kadar sıvrılmış, kollarındaki koyu dövmeler dikkatimi çekmişti. Mafyatik duruşu, üzerindeki o tehlikeli aura o kadar baskındı ki, istemsizce koltuğa biraz daha sindim. Adam önümde durdu, bardağı sehpaya bırakıp ellerini cebine soktu ve gözlerini gözlerime dikti. "Erkan gibi bir alçağın hedefi olacaksan, bence kim olduğumu ve buraya neden geldiğimi sorgulamadan önce biraz etrafına bakmalısın," dedi buz gibi bir sesle. "Çünkü sevgilin olduğunu sandığın o kukla, sadece senin babanın şirketini değil... Benim de uzun zamandır peşinde olduğum bazı kirli işleri altüst ediyor. Kısacası, o seni yakarak ortadan kaldırmak istedi, ben ise sadece hesaplaşma ortağımı seçtim." Yılmaz’ın ağzından dökülen o korkunç gerçekler zihnimde yankılanırken, gözyaşlarım artık korkudan değil, içimde filizlenen o saf nefretten akıyordu. Babamı benden alan adam, şimdi benim de canımı alıp şirketin tek sahibi olacaktı. Yılmaz, elimdeki titremeyi umursamadan sehpaya bıraktığı viski bardağını tekrar eline aldı. Kehribar rengi sıvı bardağın içinde usulca çalkalanırken, o acımasız gerçeği yüzüme vurdu: Erkan şu an o otel odasının enkazında senin küllerini arıyor, Zühre. Merak etme, içeride ona yetecek kadar inandırıcı delil bıraktım. Dışarıdaki dünya için sen artık o yangında can verdin. Öldün." Öldüm mü?" diye fısıldadım inanamayarak. Ayağa fırlayıp ona doğru bir adım attım. "Hayır! Polise gitmeliyiz! Gidip her şeyi anlatmalıyım, babamın cinayetini, bu yangını..." Yılmaz alaycı bir şekilde gülümsedi, gözlerindeki o karanlık ifade daha da derinleşti. "Polis mi? Erkan’ın o emniyet müdürlerini, savcıları çoktan cebine koymadığını mı sanıyorsun? Karşılarına Zühre olarak çıkarsan, seni bu kez gerçekten öldürür. Hem de kaza süsü bile vermeye gerek duymadan." Bacaklarımın gücü tükendiğinde yeniden koltuğa yığıldım. Haklıydı. Erkan, arkasında iz bırakmayacak kadar zeki ve güçlüydü. "Peki ne yapacağım?" diye sordum, sesimdeki çaresizlikten nefret ederek. "Nasıl durduracağım onu?" Yılmaz, elindeki bardağı tek dikişte bitirdi ve bana doğru eğildi. Yüzündeki o sert ifade yerini buz gibi bir ciddiyete bırakmıştı. "Küllerinden yeniden doğacaksın," dedi tok sesiyle. "Sana yeni bir kimlik vereceğim. Yepyeni bir geçmiş, yeni bir isim. Ama Erkan gibi bir gücün karşısına sadece yeni bir isimle çıkamazsın. Dokunulmaz olman lazım. Benim dünyamın zırhını giymen lazım... Bunun için de benimle evleneceksin. " Duyduğum şey karşısında nefesim kesildi. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. "Ne? Seninle evlenmek mi?" diye bağırdım, az önceki çaresizliğim yerini ani bir öfkeye bırakmıştı. "Sen çıldırdın mı? Seni tanımıyorum bile! Bir katilin elinden kurtulup bir mafyanın yatağına mı gireceğim? Asla! Kendi başımın çaresine bakarım!" Yılmaz zerre kadar sinirlenmedi. Sadece hafifçe doğruldu ve ellerini ceplerine soktu. "Nasıl istersen," dedi omuz silkerek. "Kapı orada. Çıkıp gidebilirsin. Ama kapıdan adım attığın an, Erkan'ın adamları seni bulur. Babanın intikamı da, o çok değer verdiğin holdinginiz de Erkan'ın ellerinde oyunca…