Küllerin arasında
Yazar: Mednebkts

Bu kitap yetiskin içeriklidir 18 yaş altı için uygun değildir Hitlemeyi unutmayalım. İstanbul’un Boğaz manzaralı, adeta bir sarayı andıran o görkemli malikanesinde doğup büyüdüm. Şehrin en saygın iş insanlarından birinin kızı olmak, bana hayatın tüm imtiyazlarını altın tepside sunmuştu. Dışarıdan bakan biri için hayatım bir masaldı; hele ki babamın şirketteki en büyük ortağının oğlu Erkan’la olan ilişkim... Cemiyet hayatının imrendiği, kusursuz bir aşktık biz. Erkan; karizmatik, nerede nasıl davranacağını çok iyi bilen, zarafetiyle insanı kolayca büyüleyen bir adamdı. Bana bakarken gözlerinde gördüğüm o şefkat, dudaklarından dökülen sevgi sözcükleri o kadar gerçekti ki, bu mükemmelliğin arkasında bir karanlık olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Boğaz'a karşı yediğimiz romantik akşam yemekleri, özel teknelerdeki hafta sonu kaçamakları, davetler... Erkan bana kendimi bir prenses gibi hissettiriyordu. Ona sonsuz bir güvenle bağlıydım. Fakat her parıltılı masalın ardında saklanan karanlık bir sır varmış, bilmiyordum. Bir sonbahar akşamı hava serindi babamın çalışma odasından bazı dosyaları almak için gittiğimde babamın koltukta hareketsiz Oturduğunu gördüm ve gidip yanağından öptüm baba kalk yatağına git diye uyandırmaya çalıştım ama uyanmıyordu bir türlü sonra nabzını kontrol ettim nabzı da atmıyordu hemen Erkan’ı aradım gelmesi için ağlamaktan gözlerim şişmişti ne yapacağımı bilmiyordum “Erkan çabuk gelll,babam..” Daha fazla konuşamadım erkan; “Hemen geliyorum bekle “ Telefon kapandı ve yere çöküp ağlamaya başladım erkan Yarım saat sonra geldi ambulanslar polisler derken ne olduğunu anlayamadım bile babamın üstünü örtüp götürdüler. Aradan iki hafta geçti hala atlatamıyordum babamın gidişi üstüme çöken sorumluluklar yalnızlık tek kalmıştım sadece erkan vardı hayatımda güvendiğim son kişi Erkana gitmeye karar verdim haber vermemiştim O da benimle beraber perişan olmuştu çünkü belki o da biraz olsun mutlu olur diye ama meğer arkamdan ne işler çeviriyormuş Çizmelerimin parkede çıkardığı sesi bastırmaya çalışarak odaya doğru ilerlerken, maun kapının yarı aralık olduğunu fark ettim. İçeriden gelen ses beni olduğum yere çiviledi. Bu ses, Erkan’ın sesiydi... Ama bana "sevgilim" derken kullandığı o yumuşak, kadife ton değildi bu. Soğuk, hesapçı ve tüyler ürpertici derecede acımasız bir yabancının sesiydi. Kıpırdayamadım. Nefesimi tutup dinlemeye başladım. Erkan, telefondaki gizemli kişiye babamın şirketini nasıl adım adım iflasa sürükleyeceğini anlatıyordu. Yasa dışı sevkiyatlar, gizlice aktarılan fonlar, sahte evraklar... "Zühre hiçbir şeyin farkında değil," dedi Erkan, canımı acıtan o buz gibi gülüşüyle. "Şirket tamamen elimize geçtiğinde, tüm güç bizde olacak” Duyduklarım karşısında başım döndü. Bacaklarımın bağı çözüldü, elimdeki çantanın askısı omzumdan kaydı. Hayatım boyunca üzerine kurulduğum o güven dolu dünya, bir saniyede başıma yıkılmıştı. Aşık olduğum, geleceğimi emanet ettiğim adam; babamın emeklerini çalmaya çalışan ve beni bir piyon gibi kullanan sahtekarın tekiydi. Telefonunu kapatıp arkasını döndüğü o saniyede, geriye doğru atmaya çalıştığım adımda parke tahtası hafifçe gıcırdadı. O küçük ses, odadaki sessizliği bıçak gibi kesti. Erkan başını hızla kapıya çevirdiğinde, gözlerindeki o hesapçı ve acımasız ifadeyle anında yüzleştim. Telefondaki o soğuk adam gitmiş, yerine maskesi düşen bir canavar gelmişti. Yüzü anlık bir şokla kasıldı ama saniyeler içinde yerine tehlikeli, buz gibi bir sırıtış yerleşti. Demek misafirimiz varmış..." dedi, telefonu kulağından yavaşça indirirken. Olduğum yerde donakalmıştım. Kaçmaya çalışmak, bacaklarımın taşıyamayacağı kadar büyük bir lükstü artık. Yavaşça üzerime doğru yürümeye başladı. Adımları o kadar sakindi ki, bu sakinlik beni içerideki yasa dışı işlerinden bile daha çok korkuttu. Tam önümde durdu. Eğilip yüzüme baktı; gözlerindeki o yabancı ve tehditkar bakış ruhumu dondurdu. Çenemden tutmak istediğinde refleksle geriye çekildim ama o, elini sertçe koluma doladı ve canımı acıt…