Bölüm 7: " Beklenenin Yokluğu "
Yazar: Esmael Vural

Hastane Sonrası — Kazı Alanı Elias Bir hafta geçti. En azından Astrid'in söylediğine göre öyleydi. Benim içinse zaman ilerlememişti, günleri saymayı çoktan bırakmıştım. Lofoten'de zaman bazen ilerlemezdi. Penceremin önündeki deniz her sabah aynı gri tonla uyanıyordu. Aynı ağır bulutlar. Aynı rüzgâr. Aynı kayalara çarpan dalga sesi. Ama benim sabahlarım artık aynı değildi. Çünkü yapacak hiçbir şeyim yoktu. Beklemekten nefret ederim ve bu yüzden spor yapmanın iyi geleceğini düşünerek bedenimi yormaya karar vermiştim. Salonun ortasında duruyordum. Zemine bıraktığım matın üzerinde, şınavın son tekrarını bitirdiğimde kollarım yanıyordu. Omuzlarım ağırlaşmıştı, nefesim düzensizdi. Ama durmadım. Bir set daha, sonra bir set daha. Ter sırtımdan aşağı akarken tişört tamamen ıslanmış, kumaş göğsüme yapışmıştı. Nefes alıp verdikçe kumaş hareket ediyordu. Zihnimi meşgul eden de tek şey kaslarımın yanmasıydı. Çünkü zihnim boş kalırsa... kazı alanına gidiyordu. Spirale, taşa ve o ana. Ben... oraya geri dönmekten kaçamıyordum. Son şınavı bitirip sırtüstü mata uzandım. Tavana baktığımda nefesim hâlâ hızlıydı ve göğsümdeki o garip his... tam olarak kaybolmamıştı. O sırada kapı çaldı ve başımı yana çevirdim. Saat kaçtı bilmiyordum ama geleni tahmin etmek zor değildi. Astrid. Son birkaç gündür her gün aynı saatte geliyordu. Yerden kalktım, terimi kolumla sildim ama bunun pek bir faydası olmadı, tişört zaten tamamen ıslanmıştı. Artık Astrid'e karşı bu durumları pek umursamadığım için kapıyı öylece açtım. Dikkati en az rüzgara kapılan kızıl saçları kadar dağınık görünüyordu fakat bir anlığına bana sabitlendi; tam göğsüme, kasık kaslarıma, ıslak tişörte. Sonra tekrar yüzüme odaklandı. Ama o küçük anı yakaladım. "Doktorları gerçekten ikna ettiğine hâlâ inanamıyorum," dedi içeri girerken. Ona yan bir bakış atıp kapıyı kapattım. "İkna etmek zor olmadı." Astrid kaşını kaldırdı. "Gerçekten mi?" "Onlara her gün hastane koridorunda yüksek sesle şarkı söyleyeceğimi söyledim." Astrid birden durdu. "Ne?" "Bağırarak." Bir saniye sessizlik oldu. "Sesimin çok kötü olduğunu özellikle vurguladım." Astrid birkaç saniye bana baktıktan sonra başını iki yana salladı. "Tehdit etmişsin." "Bilimsel bir pazarlık diyelim." Neredeyse gözlerini devirecek gibiydi, bıkkın bir tavırla mutfağa doğru yürüdü ve montunu sandalyeye bıraktı. Dolabı açıp kahve makinesine yöneldi, öğütülmüş kahveyi hazneye döktüğünde makine çalışmaya başladı. Mutfak kısa sürede kahve kokusuyla doldu. Ben sessizce onu izlerken dolabı tekrar açtığında kaşları çatıldı. Başka bir dolabı açtı, sonra buzdolabını, sonra tekrar bana baktı. "Elias." "Hmm." "Bu evde süt yok." Omuz silktim. "Muhtemelen yok." Astrid ellerini beline koydu. "Latte yapacaktım." "Trajik." Dolabı tekrar kapatırken, "Şu eve lütfen süt al Elias," dedi ve parmağıyla masayı işaret etti. "Kendin için değilse bile insanlık için." Gülmemek için dudaklarımı bastırdım. "İnsanlık espresso içebilir." İç çekerken, "Harika," diye söylendi ve kahve makinesinde iki espresso hazırlayıp birini bana uzattı. "Bugün latte yok." Ona takılmaya devam ederek bardağı aldım. "Hayat bazen çok acı olabiliyor..." Astrid espresso'dan bir yudum aldı ve yüzünü buruşturdu. "Bu korkunç." "Hayır, bu kahve." dedim gülümseyerek. Daha doğrusu onun yüzündeki çillerine odaklanmıştım. Yüzünü ekşittiğinde, çillerininde şekil değiştirdiğini o an farkettim. Gülümsemekten öteye geçmemek için kendimi zor tuttum. Güzeldi... Masaya oturup çantasından çıkardığı klasörü masaya bırakırken kızıl saçlarından bir tutam yüzüne döküldü. İstemsizce parmaklarımı uzatıp saçını yüzünden çektim ve bir anda yüzünü kaldırıp bana baktı. Ben ondan daha çok şaşırmış olmalıydım. Hemen elimi çekip espresso bardağını tuttum ve bir yudum aldım. Gereğinden büyük bir yudum olmalı ki ağzımın içi resmen kavruldu. Neyse ki Astrid yüzümü ekşitmemek için verdiğim çabayı görmezden geldi. "Alan biraz daha açıldı." Dikkatim tamamen söylediği şeye çekilirken kalbim istemsizce hızlandı ama bunu da belli etmedim. "N…