Bölüm 6: " Adın Söylendiğinde... "
Yazar: Esmael Vural

Üst Kubbe — Heliorum Kütüphanesi Silea "Şey... ne diyordun tam anlamadım Lioren." Sesim kendi kulağıma bile yabancı gelmişti. Sanki kelimeler bana ait değillerdi. Dudaklarımdan dökülüyordu ama bir an için gerçekten benim ağzımdan çıkmış gibi hissettirmediler. Sanki kubbenin içinde yankılanıp geri dönmüş, ama geri dönen şey bana ait değilmiş gibi. Göğsümdeki ince sıkışma hâlâ tamamen geçmemişti. Lioren birkaç saniye boyunca bana baktı. O bakışı tanıyordum. Bir şeyi anlamaya çalıştığında yüzünde beliren o dikkatli ifade... Sanki söylediklerime değil, söylemekten kaçındıklarıma odaklanıyordu. Amacı sadece anlamak değil, değerlendiriyordu. Gümüşe çalan açık gözleri alışıldık sakinliğini koruyordu ama o sakinliğin altında artık başka bir şey vardı. Hesap, şüphe ve merak. "Az önce olan şey," dedi sonunda, "sistemin normal davranışı değildi." sesi alçak ve kontrollüydü. Ama sesinin derinlerinde bastırılmış bir sertlik vardı. Sanki kullandığı her kelimeyi seçiyordu. Çünkü özensiz sarf edilecek bir kelimenin, bu kubbenin altında başka bir şeye dönüşebileceğini biliyordu. Sessiz kaldım. Heliorum'un üst kubbesinin altında Aurelys bütün ihtişamıyla uzanıyordu. Şehrin içinden geçen ışık damarları yarı saydam yapılardan ve yükselen halkalardan geçerek merkezdeki ana sütuna ulaşıyordu. Işık orada yoğunlaşıyor, sonra tekrar ince kollara ayrılıp şehrin içine yayılıyordu. Yukarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünürdü. Dengeli, hesaplanmış, tek merkezli. Ama artık... bana öyle hissettirmiyordu. Aurelys'te gölge oluşmazdı. Çünkü ışık hiçbir zaman tek bir kaynaktan gelmezdi. Her yapı, her yüzey, her taş kendi ışığını üretirdi. Işık şehri yalnızca aydınlatmaz, dolaşır, bağlanır ve düzen kurardı. Artık gözlerimin tanıdığı bu görüntü beni ikna etmiyordu. Göğsümdeki çekilme hala devam ediyordu. Ana sütunun titreşimi dışarıdan içe çekilmiş gibi görünse de bedenim onun yankısını hâlâ taşıyordu. Şehirde olan şey yalnızca şehirde kalmamıştı... içime de yerleşmişti. Kalbimin derininde, Aurelys'in ritmine benzeyen ikinci bir nabız hâlâ yankılanıyordu. Bu nabız... şehrin değildi. "Konsey'e haber vermeliyiz," dedi Lioren. Birkaç saniye bekleyip benden cevap alamayınca yineledi. "Konsey'e haber vermeliyiz". Bu kez sesi, bunun artık yapılması gerektiğini hissettiriyordu. Adeta bana bunu yapmak zorundayız diyordu. "Olmaz. Henüz değil." Başımı hafifçe salladım. Bunu dile getirmemeliydim ama geride alamazdım. Cevap ağzımdan düşünmeden çıktı. Lioren bu kez itiraz etmedi. Sadece şehre baktı. Uzun süre. Sonra çok daha sakin, neredeyse fazlasıyla sakin bir sesle konuştu. "Belki de geç kaldık." Bu bir ihtimal değildi, sonuçtu. Kaşlarım istemsizce çatıldı. "Ne demek istiyorsun?" Lioren cevap vermedi. Bunun yerine elini korkuluğun üzerine koydu ve şehrin merkezini işaret etti. Heliorum'un üst kubbesinden Aurelys'in ana sütunu bütün görkemiyle görünürdü. Normalde sütunun etrafında dönen ışık halkaları kusursuz bir ritimle hareket eder, hiçbir sapma göstermeden birbirini izlerdiiii... Ama şimdi tekrar baktığımda; ritim değişmişti. Halkalar daha yavaş dönüyordu. Kubbenin içindeki ışık damarlarının tonu bir an için inceldi. Sanki şehir kısa bir an için tereddüt etmişti.Sonra ana sütunun içinden ince bir ışık çizgisi yükseldi. Sessizdi. Ama bütün kubbe onu hissediyordu. Sanki ışık yalnızca yükselmiyor... bütün Aurelys'i yukarı doğru çekiyordu. Işık yukarı doğru ilerledi. Kubbenin tam ortasına ulaştığında genişledi ve kusursuz bir halka oluşturdu. Halka havada asılı kaldı. Sonra ışık yoğunlaşmaya başladı. Yavaşça, katman katman. Önce yalnızca havanın dokusu değişti. Kubbenin ortasında ışık diğer yerlere göre daha ağır akıyordu. Sonra ikinci bir yoğunluk oluştu. Ardından üçüncü. Işık katmanları birbirine yaklaşmaya başladıkça şekiller belirginleşti. Yarı saydam figürler kubbenin altında ağır ağır oluşuyordu. Cübbeleri kumaş değildi. Işık katmanlarından oluşuyordu. İnce akıntılar gibi omuzlarından aşağı süzülüyor, bazen dağılır gibi oluyor ama sonra yeniden birleşiyordu. Bo…