Bölüm 3: " İki Ritim "
Yazar: Esmael Vural

Nordland Hastanesi — Lofoten Elias Önce ses vardı. Ve bu ses... bana ait değildi. Düzenli. Mekanik. Uzak. Sanki metalden yapılmış bir nabız gibi, sabit aralıklarla atan ve boşlukta yankılanan bir ritim. Sonra ışık. Gözlerimi açmak istemedim çünkü son hatırladığım şey karanlıktı. Derin, ağır ve neredeyse dokunulabilir bir karanlık . Buzun altında açığa çıkmış dar bir taş yüzey. Tam yapı görünmüyordu. Büyük kısmı hâlâ buzun içindeydi, sanki yüzyıllardır donmuş dünyanın içinde saklanmış bir sır gibi. Sadece kenarda, sert buz tabakasının çekildiği bir noktada küçük bir taş parçası ortaya çıkmıştı. Sanki buz, uzun süredir sakladığı bir şeyi istemeden geri vermişti. Üzerinde spiral bir oyma vardı. Derin ya da gösterişli değildi, eskiydi. Çok eski. Taşın yüzeyindeki çizgiler rüzgârın ve zamanın aşındırdığı ince izlerle doluydu. Astrid son anda, "Dokunma!" demişti. Ama ben eğilmiştim ve eldivenimi çıkardığımı hatırlıyordum. Soğuk havaya rağmen parmaklarım taşın yüzeyine yaklaşmıştı. Taş sandığımdan daha sıcaktı ve Buzun içinden çıkan bir taşın, sıcak olması mantıklı değildi. Norveç'in keskin soğuğunda, donmuş rüzgârın yüzü kesen sertliğinde böyle bir sıcaklık neredeyse imkânsızdı. Parmağım spiralin merkezine değdiği an— taşın içindeki koyu renk geri çekildi, Spiral beyaza döndü. Ve o an... bunun tek taraflı olmadığını anladım. Ayrıca o beyaz... bu dünyaya ait değildi. Yoğun bir beyaz; sert değil ama canlı. Sanki taşın içinde saklanan bir şey, dokunuşla birlikte nefes almıştı. O anda— göğsümde bir çekilme oldu. Soğuk değil, yanık değil. Sıcak. Tanımsız ama kesin bir sıcaklık. Sanki biri aynı noktaya aynı anda dokunmuş gibi. Sanki iki farklı yerden gelen iki dokunuş, görünmeyen bir yüzeyde buluşmuş gibi. Sonrası boşluktu. "Elias." Ses şimdi yakındı ve bu kez ses dışarıdan geliyordu. Gözlerimi açtığımda önce görüş açıma tavan girdi, sonra hastane ışığı... Monitörün düzenli sesi kulağımda çınlarken bakışlarımı yavaşça yanımdaki Astrid'e çevirdim. Dalgalı kızıl saçlarından birkaç tutam bana doğru eğildiği için yüzüne dökülmüştü. Norveçlilerde sıkça bulunan soluk ten rengine renk katan çillerini görebileceğim kadar yakındı. Zümrüt yeşili gözlerini yüzüme dikerken ifadesinde hem öfke hem rahatlama vardı. "Beni duyuyor musun?" diye sorduğunda sesi gerginliğini ele veriyordu. Konuşmadan önce birkaç saniye geçti. Kazı alanındaki montu üzerinde yoktu, zümrüt yeşili gözlerini andıran bir kazak giymişti. Sorduğu soruya cevap vermek isterken sanki kelimeler zihnimde yerlerini arıyordu. "Spiral..." diyerek mırıldandım. Astrid doğrulurken başını salladı. "Evet. Sadece o spiral yapı... Tahminen bir yapı varsa, geri kalanı hâlâ buzun içinde." Bir adım geri çekilerek ellerini kollarına bağladı. "Sanki dokunduğun an spiral titredi ve sembolün beyaza döndüğüne yemin edebilirim. Ama sana ne olduğuna dair bir fikrim yok." Gözlerimi kapayarak yeniden o sahneyi düşündüm. Titremedi, çekildi ve o beyaz... bu odadaki beyaz gibi değildi. Hastane ışığının steril beyazı değildi. Daha yoğun, daha derin bir beyazdı. Parmak uçlarımı hafifçe kıpırdattım. Hala bedenimi hissediyordum ve taşın altındaki parmağıma işleyen sıcaklığını. Ve daha tuhaf olanı— karşılığını. "Orada..." dedim yavaşça. Doğru kelimeyi bulamayınca duraksadım. Astrid başımda sabırla bekledi. "Yalnız değildim." diyebildim sonunda. Ve bunu ilk kez gerçekten kast ediyordum. İlk kez inkâr etmiyordum. Astrid hemen cevap vermeyerek birkaç saniye düşündü. "Alan kapalıydı, sen ben ve saha ekibinden başka kimse yoktu," dedi sonunda. "Termal tarama temizdi. Sensörler başka bir ısı kaynağı göstermedi." Başımı hafifçe yana çevirdim. "Isı değil." Bu kez daha net söyledim. "Ama temas..." Astrid kaşlarını çattı. "EEG (Elektroensefalografi) cihazın o anda iki ayrı ritim kaydetti. Ama fizyolojik olarak bu mümkün değil. Tabii göğsünde iki ayrı kalp taşımıyorsan." Göğsümde o hafif çekilme tekrar oldu. Çok kısa, çok sıcak. Sanki cam bir yüzeyin diğer tarafından biri parmaklarını hizalamış gibi. Ama görüntü yoktu, yüz yo…