Bölüm 2: " Işığın Altında "
Yazar: Esmael Vural

Heliorum Kütüphanesi Silea Ben varım. Onlar var. Ve Işık... Işıkta bizim gibi burada yaşayan, kendi iradesi ve hikayesi olan bir karakter. Burası karanlığı bilmez. Eksik olan pigment değil, ışığın fazlalığıdır. Işık yalnızca aydınlatmaz — şekilde verir. Ve bu ışığın en yoğun aktığı yer; Aurelys... Güneş Kıtasının başkenti. Işığın Taşıyıcısı. Şehir büyümemiş, tasarlanmıştır. Yapılar yükselmemiş, şekillendirilmiştir. Aurelys'e yukarıdan bakıldığında şehir neredeyse bir güneş çiçeğini andırır. Merkezden dışarı doğru yayılan geniş yollar ışık kanalları gibi şehrin damarlarını oluşturur. Saydam taşlardan yapılmış yüzeyler gün boyunca ışığı emer, gece ise onu soluk bir parıltıyla geri verir. Bu yüzden Aurelys'te karanlık hiçbir zaman tam anlamıyla oluşmaz; ışık her yüzeyde dolaşır. Duvarların içinde, zemin taşlarının damarlarında, hatta merdiven korkuluklarının ince çizgilerinde bile. Bu mimarinin biraz dışında ise tek bir yapı yükselir: Heliorum. Işığın Hafızası... Geçmişin, şimdinin ve henüz yaşanmamış geleceğin korunduğu ve korunacağı en kutsal yapı, Aurelys'in Kütüphanesi. Heliorum devasa bir cam kubbe gibi inşa edilmiş. Merdivenler, raflar ve masalar dışarıdaki ışığı emen ve onu daha güçlü yansıtan saydam taşlardan yapılmıştır. İçerisi şeffaftır ama göz almaz. Katman katman uzanan raflar ışık damarlarıyla birbirine bağlanır. Kitap sırtları soluk, neredeyse renksizdir. Bazen bir kitabı okumak için sayfayı değil, ışığın geliş yönünü değiştirmek gerekir. En üst katta, yani girişte ise ben varım. Ben kim miyim? Silea. Aurelys'in Kütüphanecisi. Ama ondan önce... bu şehrin en saf yansımasıyım. Ama bu saflık... her zaman bir avantaj değildir. Saçlarım beyaz sayılmaz; sanki ışığın kendisini taşır. Güneş altında sıradan bir parlaklık değil, camdan süzülen sabah ışığına benzer yumuşak bir ışıltı yayar. Tenim beyaz bir taşı andırır, ama soğuk değildir. Canlı, nefes alan bir beyaz gibi. Gözlerim altının en açık tonu, neredeyse renksiz sayılabilecek kadar açık... ama bakan biri içinden geçen sıcaklığı hisseder. Güzel bir Albensim diyebilirim. Ama bu güzellik... hiçbir zaman bana aitmiş gibi hissettirmedi. Ayrıca masum görünürdüm, fakat masumiyet benim zayıflığım da değildi; gücümdü. Buradaki herkes Albens olarak doğar. Ama herkes ışığı aynı saflıkta taşımaz. Bazılarının ışığı soluktur, bazılarınınki daha berraktır. Çok azımızın içinden geçen ışık ise neredeyse filtresizdir ve ben o nadir olanlardan biriyim. Ama tabi ki Kütüphanecide olsam, benim de sınırlarımı çizen kurallar var. Heliorum'daki her metni okuyamam mesela... En azından kütüphanedekilerin hepsini. Çünkü; Aurelys'in bazı yasaları nettir. Benim açımdan en net olanı; Kütüphaneci her metni korur, hiçbirini sahiplenmez ve bazılarını asla açmaz. Bu erişime izin verilmeyen, Gizli bölüm ise arşivin en alt katında bulunur. Oraya yalnızca ben inebilirim. Ama içindeki kitaplara dokunmam yasaktır. Bu yasağı çiğnemememin sebebi ceza korkusu değil, dengeyi koruma sorumluluğudur çünkü o metinler güneşten bile eskidir. Öyle olduğu söylenmiştir. Işıkçıların mirası, başlangıcın yankısıdır. Onlara yalnızca Kıta Konseyi ulaşabilir ve onları sadece Konsey okuyup anlayabilir... Tam bu düşüncelerle ilerlerken, avuç içimi korkuluğa koymuştum ki cam hafifçe ısındı. Şehir beni tanıyordu; nabzımı, nefesimi, titreşimimi... Ve tam o anda... "Bir şey değişti." Ses arkamdan geldi. Gözlerimi açmadan tanıdım. Lioren. Heliorum'un çözümleyicisi. Rafların arasında yaşayan, metinlerin titreşimlerini ezbere bilen adam. Sesi her zaman sakin; kelimelerini gereksiz yere yükseltmez. Uzun boylu, dengeli ve güçlü bir vücuda sahiptir. Hareketleri ölçülüdür, duruşu sakindir ve her adımı bilinçli görünür. Ten rengi Aurelys'in soluk beyazını taşır ama saçları benimki gibi ışıklı değil, mat ve düz bir beyazdır. Gözleri açık gümüş tonunda; baktığında analiz eder, hissederken bile düşünür. Çoğu kişi onu sadece bilgin olarak tanımlar. Ama birçok Albensten ışığı daha farklıdır. Bununla övünmez. Belki de gerçekten farkında değild…