ALBINOR

Bölüm 19: “ On Üç ”

Yazar:

ALBINOR – Esmael Vural kitap kapağı
ALBINOR – Esmael Vural kitap kapağı

Deyrulzafaran Manastırı — Mardin Elias Güneş odasının içindeki sessizlik ilk anda huzur verici gelmişti. Bu his yalnızca birkaç nefes sürdü. Sonra sessizlik değişti. Artık sakin değildi; yoğunlaşmıştı. Odanın içinde duyulmayı bekleyen bir şey vardı da, henüz hangi sesle ortaya çıkacağını bilmiyordu. Duvarlar aynıydı, ışık aynıydı, zemindeki o kapalı taş yüzey aynı şekilde duruyordu. Hiçbir şey değişmiyordu. Ben… değişiyordum. Bunu ilk başta bedenim fark etti. Zihnim daha geriden geldi. Astrid’in eli hâlâ kolumdaydı. Hafifçe tutuyordu. Ne beni geri çekmeye çalışıyordu ne de tamamen bırakıyordu. O küçük temas, o anda düşündüğümden daha önemliydi. Çünkü odanın içindeki her şey garip bir biçimde yerini korurken, benim içimde hiçbir şey tam yerinde durmuyordu. Kalbim hızlı atmıyordu ama ritmi bozulmuştu. Nefesim daralmıyordu ama sanki göğsümün içinde bana ait olmayan ikinci bir boşluk açılmıştı. Bu, panik değildi. Korku da değildi. Korku nettir. Neye karşı tetikte olacağını söyler. Burada ise öyle bir açıklık yoktu. Sadece bedenimin, benden önce bir şeyi fark ettiğini biliyordum. Rasyonel olan her şey bir anda benden çekilmiş, geriye sadece bu taşların yaydığı o tuhaf durağanlık kalmıştı. “Elias.” Astrid’in sesi çok yakından geldi. O sağır edici akustiğin içinde fısıltısı adeta zihnimin odalarında yankılandı. Başımı ona çevirdiğimde gözlerindeki dikkati gördüm. Paniklememeye çalışıyordu. Bu çabayı anlayabiliyordum. Beni korkutmamak için sesini olabildiğince düz tutuyordu ama bakışları bunu ele veriyordu. “İyiyim,” demek istedim. Kelime ağzımdan çıktı ama tam yerini bulmadı. Çünkü doğru değildi. Astrid de bunun farkındaydı. Elini çekmedi. “Hayır,” dedi yavaşça. “İyi görünmüyorsun. Yüzünün rengi tamamen uçtu Elias. Geçen sefer kazı alanında, bayılmadan hemen önceki o donuk bakış var yine gözlerinde.” Bu cümle tuhaf biçimde rahatlatıcı geldi. Çünkü odanın içinde ilk kez biri gördüğüm şeyi değil, yaşayamadığım şeyi adlandırıyordu. İyi değildim. Ama kötü de değildim. Tam aradaki o yerdeydim; insanın kendi bedeninin içinde yabancı hissettiği yerde. Gözlerimi tekrar odaya çevirdim. Küçük pencere duvardaki yerinde duruyordu. Dışarıdan sızan ışık, oraya kadar ulaşıyor sonra sönüyordu. Yapay aydınlık duvarların soluk taşlarını aynı sabitlikte tutuyordu. Tavan alçaktı üstüme çökmüyordu, zemin de hala kapalıydı. Her şey olması gerektiği gibiydi. Belki de sorun tam olarak buydu. Oda bana kendini açık etmiyor ama yine de beni etkiliyordu. Ben içeri girmemişim de, oda içime sızmıştı. Işık gölge yaratmıyordu, bu fiziksel olarak delilikti ama tam ortasında duruyordum. “Bu…” dedim ama devamı gelmedi. Astrid bekledi. Ben de cümlenin devamını aramadım. Ona bu odanın zeminindeki o pürüzsüz taş dokusunun, binlerce kilometre ötedeki o buzlu çukurun dibiyle aynı frekansta zonkladığını nasıl anlatabilirdim ki? Bir his değildi demek istiyordum. Ama histen başka kelime de bulamıyordum. Bilimsel tarafım bunu açıklamak istiyor, mantığım bir neden arıyor, bedenimse hepsinden önce kararını çoktan vermiş gibi davranıyordu. “Bu… his değil,” dedim sonunda, sesimdeki o çaresiz tıkanmayı aşmaya çalışarak. Astrid’in kaşları çok hafif çatıldı. Daha sıkı tutmadı ama eli kolumda biraz daha belirginleşti. Parmaklarının sıcaklığı, bu soğuk odanın duvarlarının arasında tenime sertçe battı. “Ne o zaman? Elias, karşımda dikilen tanıdığım, beraber büyüdüğüm ve çalıştığım adam bir bilim insanı. Bana basınçtan ya da dikey sıcaktan bahsetmeyeceksen, tam olarak ne hissettiğini kelimelere dökmeni istiyorum.” Bu soruya hemen cevap veremedim çünkü cevap yoktu. Ya da henüz çıkabilecek kadar yüzeye yaklaşmamıştı. Başımı bir an eğdim, sonra yeniden kaldırdım. Gözlerim oda içinde kısa, düzensiz bir tur attı. Tam aynı anda, Lofoten’deki o çukuru hatırladım. Taşların arasındaki açıklığı. Aşağı inen karanlığı. O an orada hissettiğim şeyi. O zaman da açıklayamamıştım. O zaman da bedenim zihnimden önce davranmıştı. “Bilmiyorum,” dedim. Sesim bu kez daha dürüst çıktı. “Ama bu başka.” Kısa bir…

Bölümün tamamını WritePad'de oku