ALBINOR

Bölüm 17: " Güneşin İzinde... "

Yazar:

ALBINOR – Esmael Vural kitap kapağı
ALBINOR – Esmael Vural kitap kapağı

(Mezopotamya) Mardin — Türkiye Elias İstanbul… Bodø’dan İstanbul’a, oradan Mardin’e uzanan yol beklediğimden daha uzun sürdü. Mesafe yüzünden değil. Arada kalan zaman yüzünden. Kafamın içindeki o susmak bilmeyen sorular, her kilometreyi iki katına çıkarıyordu. Uçuşların kendisi birbirine benziyordu. Aynı koltuklar, aynı motor sesi, aynı yapay ışık. İstanbul’daki bekleyiş… farklıydı. Orası bir geçiş noktasıydı. Ne başlangıç ne varış. Arada kalan bir yer. Havalimanının camlarına yaklaştığımda ilk fark ettiğim şey hareketlilik oldu. Lofoten’de hareket doğaya aittir. Rüzgâr eser, deniz kabarır, kuşlar geçer. İnsanlar o hareketin içinde küçük kalır. Burada ise tam tersiydi. Hareket insana aitti, kalabalık akıyordu. Yönsüz ama sürekli. İnsanlar bir yerden bir yere gidiyordu. Yine de kimsenin gerçekten durduğu yok gibiydi. Astrid camın yanında durmuştu. Ellerini hafifçe camın kenarına dayamış, dışarıyı izliyordu. Pistte sıralanmış uçaklar, hareket eden araçlar, ışıklar… ama onun bakışı onların ötesindeydi. Yanına yaklaştım, bir süre konuşmadık. Sadece omuz omuza durup dışarıdaki o bitmek bilmeyen insan selini izledik. “İstanbul’a hiç gelmedim,” dedi sonunda. Sesi yumuşaktı. Beklediğimden daha yumuşak. Başımı hafifçe çevirdim, onu izledim. Gözlerinde, o laboratuvardaki takıntılı araştırmacıdan uzak, çocuksu bir merak vardı. “Birkaç gün kalabilsek…” diye devam etti, bakışlarını bir anlığına pistten çekip bana çevirerek. “Hagia Sophia’yı görmek isterdim. Yüzyıllardır ayakta duran o devasa kubbenin altında yürümek, tarihin o ilk harçsız taşlarına dokunmak kim bilir nasıl bir histir.” Bu cümle havada asılı kaldı. Onun yüzüne baktım, gözleri hâlâ dışarıdaydı. Ama artık gördüğü şey uçaklar değildi. Başımı hafifçe iki yana salladım. “Zamanımız yok,” dediğimde sesim beklediğimden daha mesafeli çıktı. Ama nettim. "Mardin'deki rehber bizi bekliyor ve rektörlüğün verdiği o acil fon seyahatinin süresi kısıtlı Astrid." Astrid başını eğdi. Bunu bekliyordu. Yine de… o kısa anı gördüm. O küçük hayal kırıklığını. Dudaklarını hafifçe birbirine bastırıp bardağındaki kahveden son yudumu aldı. Sustum ve gözlerimi camdan dışarı çevirdim. Kalabalık akmaya devam ediyordu. Zaman akıyordu. Ama içimdeki şey… beklemiyordu. Ona karşı bu kadar sert olmak istememiştim. Zihnimdeki o tekinsiz acele hissi, onun bu masum isteğini bir anda ezip geçmişti. “Geri döneceğiz,” dedim aniden, kelimeler ağzımdan benden bağımsız bir refleksle dökülürken. Astrid başını hızla kaldırdı. Bu sefer bana baktı, gözlerimin içine… Şaşırmıştı, çünkü benden böyle bir hamle beklemek, Lofoten'de palmiye ağacı aramaktan farksızdı. “Bittiğinde,” dedim. “Bu iş… neyse, her neyse…” Cümle yarım kaldı, bakışımı kaçırmadım. “Tarihin bu tozlu oyununu çözüp o çukurun altındakileri açığa çıkardığımızda, buraya tekrar geleceğiz.” Astrid kaşlarını hafifçe kaldırıp gülümsedi. "Yine bir kazı veya sembol analizi için mi Elias? Eğer öyleyse, kalsın." “Hayır,” dedim, sesimi biraz daha alçaltarak. “Birlikte geleceğiz. Sadece gezmek için. Kısa bir duraksama. “Ama bu sefer akademik olarak değil. Yanımıza ne bir tablet alacağız ne de o lanet kitapları.” Astrid’in yüzünde çok küçük bir değişim oldu. İlk bakışta fark edilmeyecek kadar küçük. Ben gördüm. Gözleri yumuşadı. Ve evet… yanakları hafifçe kızardı. Bir şey söylemedi. Sadece kısa bir baş hareketiyle kabul etti. Bakışlarını hemen elindeki boş bardağa indirdi ama o çilli yanaklarındaki kırmızılık her şeyi anlatmaya yetiyordu. O an şunu anladım: Bu sadece bir söz değildi. Bu cümleyi neden söylediğimi ben de tam bilmiyordum. Ama geri çekmek istemedim. Bir ihtimaldi. Nedense… o ihtimal bana beklediğimden daha gerçek geldi. Anons sesi havalimanının gürültüsünü kesti. “Mardin uçuşu…” Astrid çantasını omzuna aldı. Ben de başımı hafifçe salladım. Kapıya doğru yürümeye başladık. Kalabalığın içine karıştık. Bu sefer dikkatimi çeken insanlar değildi. İçimdeki o his… biraz daha belirginleşmişti. Sanki bir yere geç kalıyordum. Nereye… bilmiyordum. Uçağa bindiğimizde Astr…

Bölümün tamamını WritePad'de oku