Bölüm 16: " Uyuyanlar Uyanırsa… "
Yazar: Esmael Vural

Heliorum — Aurelys Silea Kitaptaki kelimeleri birkaç saniye boyunca sadece izledim. Sayfanın üstünde duruyorlardı, ama anlamları zihnimin dışında kalıyordu. Parmaklarımı kitabın kenarına dayayıp eğildim. Altındaki yazı… hiçbir şeye benzemiyordu. Bir alfabe gibi görünüyordu ama bildiğim hiçbir yazı sistemine uymuyordu. Satırlar alıştığım gibi soldan sağa ilerlemiyordu. Yazı ters yönde akıyordu. Sağdan sola. Başlangıcın sağda olduğunu varsayarak bunu çıkardım. İnce çizgiler kıvrılarak uzuyor, bazı harfler neredeyse tek bir çizgi gibi devam ediyordu. Sonra aniden kesiliyor ve yeni bir şekil başlıyordu. Bir süre hiçbir şey yapmadan baktım. Heliorum’da geçirdiğim yıllar boyunca binlerce metin görmüştüm. Konsey kronikleri, enerji kayıtları, eski Ael arşivleri… Hiçbirine benzemiyordu. “Bir şey çıkarabildin mi?” Lioren’in sesini yanımda duydum ve dalgınlıktan çıktım. Sesi odanın taş duvarlarına çarpıp kulağıma fısıltı gibi yayılmıştı. Başımı yavaşça iki yana salladım. “Hayır. Tüm bu kıvrımlar zihnimi bulandırmaktan başka bir işe yaramıyor.” Ama şu an baktığım bu sayfa… tamamen sessizdi. Lioren sandalyeyi biraz daha yaklaştırdı. Omzunun sıcaklığını yanımda hissedebiliyordum. Ama gözleri tamamen sayfadaydı. “Garip,” dedi. “Ne garip Lioren? Buradaki her şey zaten başlı başına kurallara aykırı, seni tam olarak ne şaşırttı?” “Yazının düzeni,” dedi, gözlerini satırlardan ayırmadan. Parmağını sayfanın üzerinde gezdirdi ama yine dokunmadı. “Bak,” dedi. “Harfler birbirine bağlanıyor. Sanki kelimeler birbiriyle konuşuyor gibi.” Gerçekten de öyleydi. Bazı satırlarda işaretler tek bir çizgi gibi uzuyordu. Ama aralarında küçük kırılmalar vardı. Sanki yazı bir akışın içinde ilerliyor ama her sembol kendi şeklini yine de koruyordu. “Ve yönü ters,” diye ekledi Lioren, sesindeki o saf akademik merakı gizleyemeden. Başımı hafifçe salladım. “Sağdan sola. Bizim bildiğimiz hiçbir Albinor kroniği bu yönde akmaz.” Heliorum’un kubbesinden süzülen ışık sayfanın üzerine düştü. Yazının kıvrımları o ışığın içinde daha belirgin hale geldi. İnce çizgiler, küçük kancalar, uzun gövdeler… “Bu bir anlatı değil,” dedi Lioren. Başımı ona çevirdim. “Ne demek istiyorsun? Harfler yan yana gelmiş gibi görünüyor, nasıl anlatı olmaz?” “Metin gibi başlamıyor Silea. Alışık olduğumuz o kadim giriş mühürleri ya da konsey selamlama rünleri yok burada.” Sayfaya tekrar baktım, haklıydı. Satırlar vardı ama belirgin bir başlangıç yoktu. Semboller bazı yerlerde tekrar ediyor, sonra kayboluyordu. “Belki bir kayıt,” dedim, sesimi bir parça şüpheyle bükerek. “Belki de kaybolma öncesine ait gizli bir günlük.” “Olabilir. Ama kimin günlüğü? Sıradan Albens'in mi yoksa daha yukarısının mı?” İkimiz de sessiz kaldık. Heliorum’un rafları etrafımızda yükseliyordu. Işık damarları kubbenin içinde yavaş bir ritimle akıyordu. Ama sayfanın üzerindeki işaretler o ışığın içinde neredeyse hareket ediyormuş gibi görünüyordu. “Bunu okuyabilecek Albens sayısı çok az,” dedi Lioren tekrar. Bakışlarımı sayfadan kaldırdım. “Kaç kişiden bahsediyoruz Lioren? Kütüphanenin en yaşlı bilgelerini bile tanıyorum, hiçbirinin bu harfleri soluduğunu sanmıyorum.” Omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Bir zamanlar, birkaç kişi vardı diyebilirdim. Konseyin en eski Ael’leri gibi.” “Şimdi?” Lioren kısa bir an düşündü. Sonra sayfaya tekrar baktı. “Belki de şu an Albinor sınırları içinde tek bir kişi bile kalmamıştır.” Bu ihtimal Heliorum’un sessizliğinde ağır bir şekilde asılı kaldı. Sayfaya tekrar baktım. Kadim Işıkçıların dili. “Yine de…” dedi Lioren. Durdu. “Neye yine de? Kafanda ne döndüğünü söyleyecek misin?” Tereddüt etti. Sonra başını hafifçe yana eğdi. “Bunu okuyabilen biri olduğuna eminim.” Kalbim bir an hızlandı. “Kim? Lioren isim verebilir misin?” Lioren cevap vermedi. Sadece sayfaya bakmaya devam etti. Sessizliğiyle beni sorumun ortasında tek başıma bırakmıştı. Bir süre daha sessiz kaldık. Fiziksel olarak yan yanaydık ama düşüncelerimiz tamamen farklı yönlerde ilerliyordu. Emindim. O her zaman mantığına kulak verir. Bense……