Bölüm 14: " Kayıt Dışı Kalanlar "
Yazar: Esmael Vural

Heliorum Kütüphanesi — Aurelys Silea Naraelis’te gördüğüm görüntünün üzerinden ne kadar zaman geçmişti? Yedi gün dönümü müydü? Bu… bizim takvimimize göre bir hafta ederdi. Aurelys değişmemişti. Şehir her zamanki gibi ışıkla doluydu. Beyaz yolların altından geçen damarlar düzenli bir ritimle akıyor, kubbelerin iç yüzeylerinde ince altın çizgiler dolaşıyordu. Köprülerin kemerlerinden yumuşak bir parıltı süzülüyor, havada sürekli akan bir enerji hissi bırakıyordu. Ama ben değişmiştim. Yedi gün dönümü boyunca sokaklarda yürüdüm. Aynı ışığın altında, insanların arasından geçtim. Ama hiçbir şey eskisi gibi hissettirmedi. Aurelys hâlâ kusursuzdu… yalnızca bana yabancıydı. Naraelis… O günden sonra bir daha gitmedim. Gitmek istemedim demek daha doğru olurdu. Çünkü orada gördüğüm şey zihnimden çıkmıyordu. Işıktan oluşan o görüntü… Arx’ın avlusu… Ve taş zeminin üzerinde diz çökmüş bir Ael. Lysara. Her düşündüğümde zihnim aynı noktaya geri dönüyordu. Lysara’nın diz çöktüğünü hayatımda hiç görmemiştim. Beni ve diğer yere düşen çocukları kaldırırken ki anları hariç. Dik duruşunu, sakin sesini, Arx’ın ortasında durduğunda bütün salonu nasıl sessizleştirdiğini… Ama o görüntüde gördüğüm şey bambaşkaydı. Diz çökmüştü, bir şey yanlıştı. Belki de bu yüzden Naraelis’e geri dönemedim. Çünkü içimde bir yerde, tekrar bakarsam aynı şeyi yeniden göreceğimden emindim. Heliorum’da ise gün dönümleri biraz farklı geçiyordu… ya da aynı mı demeliyim. Yüksek kubbelerinin altındaki ana salon bu sabah da her zamanki gibi boştu. Işık rafların arasından süzülüyor, yüzlerce yıllık kayıtların sırtlarında soluk bir parıltı bırakıyordu. Ama sessizlik tam değildi. Rafların arasında sürekli bir hareket vardı. Lioren. Arx dönüşünden beri onu neredeyse hiç görmedim. Çünkü neredeyse hiç durmadı. Heliorum’un ana arşivleri, kronik kayıtları, enerji gözlemleri, eski konsey tutanakları… hepsini tek tek indirdi, okudu, karşılaştırdı. Sonra yeniden raflara yerleştirdi. Ana salonun ortasındaki büyük masaya yaklaştığımda onu yine aynı yerde buldum. Önünde açık duran birkaç kayıt küresi ve üç eski kronik kitabı vardı. Bir eli— normalde asla yapmayacağı şekilde— kafasını kaşıyordu. Saçları dağılmıştı. Diğer eli ise sayfaların üzerinde yavaşça geziniyor, gözleri satırları tarıyordu. “Yedi gün dönümü, Lioren… artık nefes almalısın,” dedim. Başını kaldırmadan, parmağını okuduğu satırdan çekmeden cevap verdi. “Albensler yorulmaz. Bu durumda ben de yorulmuyorum.” “Bunu biliyorum,” dedim masanın kenarına hafifçe parmaklarımı vurarak. “Ama bir Albens’in zihninin bile sınırları vardır Lioren. Gözlerindeki ışık çizgileri incelmiş. Kendini tüketiyorsun. Bu hızla gidersen, aradığın şeyi bulamadan kendi enerjini söndüreceksin.” Bu kez başını kaldırdı. Gözleri hâlâ canlıydı ama bakışlarında yoğun bir düşünce vardı. Belki de gözlerinin parlaklığı biraz solmuştu. Kısaca… yorulmuştu. Ama bunu inkâr ediyordu. “Eğer aramayı bırakırsam,” dedi sesi her zamankinden daha kısık ve pürüzlü çıkarken. “Zihnim o avludaki görüntüyle kendi kendini yiyip bitirecek. Boş durmak yorulmaktan daha çok tüketiyor. Anlamıyorsun Silea! Gördüğümüz o şey birimizin zihinsel taşkınlığı değildi.” “Peki,” dedim, önündeki devasa kitaplara üstünkörü bir bakış atarak. “Bir şey bulabildin mi? Şehrin tüm kadim hafızasını masaya dökmüşsün.” Lioren önündeki ağır sayfayı kapattı, çıkan toz havada uçuşan ışık zerrelerine karıştı. “Hayır.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra kitabı kenara itti. “Bu normal değil.” Kaşlarım hafifçe çatıldı. “Ne normal değil? Heliorum’un tüm kadim tarihini önüne sermişsin işte.” Lioren etrafımızdaki rafları işaret etti. “Bu kadar büyük bir olayın hiçbir kaydı yok. Sanki o gün, o avluda zaman durmuş ve kimse dönüp hafıza kayıtlarına bakmamış gibi. Evrenin bu köşesinde bir şeyler yaşanıyor ve koskoca kütüphane buna kör taklidi yapıyor. Konsey’in gözünden hiçbir enerji sızıntısı kaçmazken, Arx’ın göbeğindeki bu kırılma nasıl olur da tek bir satıra bile girmez?” “Elimizde sadece bir görüntü var. Belki de o anı sa…