Bölüm 13: “ Š - M - Š ”
Yazar: Esmael Vural

Kazı Alanı — Lofoten Elias Soğuk rüzgâr kazı alanının üzerinden geçerken çadırın brandası hafifçe dalgalanıyordu. Portatif ışıkların sarı parıltısı yüzlere sert gölgeler düşürüyordu. Bir sağlık görevlisi el fenerini gözlerime tutmuştu. “Tamam. Pupiller normal,” dedi kısa bir incelemeden sonra. “Yine de hastaneye gitmen gerekiyor.” Başımı iki yana salladım. “Gerek yok.” Adam kaşlarını çattı. “Bayıldın. Travma sürecine dahil olmak durumundasın.” “Ne kadar? Bir dakika… Yoksa beş dakika mı?” Adam kısa bir nefes verdi. Sanki bu cümleyi daha önce de duymuş gibiydi. Yüzünde hınzırca bir gülümseme belirdi. Adımlarını bana doğru biraz yaklaştırdı, üstten bakan alaycı gözlerini gözlerime dikti. “Hah… Bir dakika mı!” Sözleri üzerimde soğuk bir duş etkisi yaratırken kaşlarım çatıldı. Ses tonundaki o 'hiçbir şeyden haberin yok' tınısı, sabrımın sınırlarını zorlamaya yetmişti. Dik duruşuna öfkeyle karşılık verdim. Sesim beklediğimden daha sinirli çıktı: “Ne... kadar?” Adam yanındaki küçük tablete baktı. “Yaklaşık dört saat.” Bir an hiçbir şey söyleyemedim. Şaşkınlığım, az önceki öfkeli halimin üzerine kurşun gibi çöktü ve adamın 'hiçbir şeyden haberin yok' tavrını haklı çıkardı. “Dört saat mi? Bu imkânsız.” Dört saat… Bu sadece bayılmak değildi. Bu, dört saat boyunca ne yaptığımı bilmemekti. Ve asıl problem… bunun beni düşündüğüm kadar rahatsız etmemesiydi. Bu… normal değildi. Astrid birkaç adım geride dururken kollarını göğsünde bağlamıştı. “Magnus beni aradığında gece yarısını geçmişti,” dedi sakin bir sesle. “Kazı alanında bir gölge görmüş, sonra kaybolmuş. Kontrol etmeye geldiğinde; dün burada olmayan bu boşluğu bulmuş.” Magnus çadırın girişinde dururken başını hafifçe salladı. “Seni görmedim,” dedi. “Ama bir şeyin yanlış olduğunu anladım. O yüzden Astrid’i aradım.” Astrid ruhsuz bir sesle devam etti. “Magnus olayı anlatınca, tabii ki hemen sen olduğunu anladım. Seni defalarca aradım. Telefonu açmadın. Evine de gittim. Ama bil bakalım ne oldu? Ne sen vardın ne de araba. O an tablo tamamlandı.” Zihnim bir an boşaldı. Son hatırladığım şey diz çöktüğüm ve... “…yanlış kişiyi seçtin” fısıltısıydı. Sonrası yoktu. Gözlerimi yeniden ona çevirdiğimde yüzündeki ifadeyi tam olarak çözemiyordum. Sinir miydi? Evet, öfke vardı ama hayır, bu sadece basit bir sinirlenmek değildi. Çok daha derin, kırgın bir şeyler gizliydi o hatlarda. Ben çaresizce onun yüz ifadesini incelemeye çalışırken Astrid, soğuk bakışlarını üzerime dikerek devam etti: “Ben gelene kadar yaklaşık iki saat geçmişti. Sonra 113’ü aradım.” Sağlık görevlisi omuz silkti. “Bu yüzden prosedür gereği seni hastaneye götürmemiz gerekiyor.” Başımı tekrar salladım. “Hayır.” Adam derin bir nefes alıp omuzlarını düşürdü, sabrını kaybetmemeye çalışıyordu. “Bay Elias—” “İyiyim,” dedim, sesimi bir duvar gibi araya örerek. “Dört saat bilinç kaybı yaşadın.” “Şimdi yaşamıyorum.” Bakışlarımı el fenerini tutan eline diktim, dikbaşlılığımdan milim geri adım atmaya niyetim yoktu. Adam çaresizlikle Astrid’e döndü. “Tamam… En azından gözlem altında olması gerekiyor. On iki saat uyumasına izin vermeyin.” Astrid hiç düşünmeden, çenesini hafifçe yukarı kaldırıp avını köşeye sıkıştırmış bir avcının sinsi gülümsemesiyle cevap verdi. “Ben hallederim.” Sonra gözlerini bana çevirdi. “Zaten yapmamız gereken bir konuşma var.” Gözleri kısılmıştı. Bakışındaki o hesap soran, her şeyi öğrenmeden bırakmayacak ifadeyi çok iyi tanıyordum. Bu gece uyumam mümkün olmayacak diye düşünürken, Astrid zihnimi okumuş gibi konuşmaya devam etti: “Bu konuşma sırasında uyuması mümkün olmayacak.” Adam birkaç saniye daha bizi tartarcasına bana baktı. Muhtemelen ikimizle de uğraşamayacağını anlayıp pes edercesine başını salladı. “Baş dönmesi, mide bulantısı, görme değişimi olursa hemen hastaneye.” “Anlaşıldı.” Sağlık görevlileri ekipmanlarını toplarken rüzgârın sesi tekrar yükseldi. Çadırın içi bir anda daha sessiz, daha tekinsiz kaldı. Magnus kısa bir selam verip uzaklaştı. Bir süre kimse konuşmadı; sadece çadır brandasının çırpınışı dold…