Giriş: " Çatlak "
Yazar: Esmael Vural

Burada gölge yoktu; çünkü hiçbir şey, gölge oluşturacak kadar derin değildi. Gökyüzü beyazdı. Toprak beyazdı. Deniz bile beyazın daha koyu bir tonunu taşıyordu. Hafif bir esinti yükseldiğinde rüzgâr da o tona bürünürdü. Bu yerde renk diye bir şey varsa, o da yalnızca şeffaflık ve beyazın tonlarıydı. Farklı renkler... pigment ... Yalnızca bir efsaneydi. Işık yakmazdı, ısıtmazdı; yalnızca var olurdu. Ve o gün... beyazlık ve ışık birlikte titreşti. Yüzyıllardır aynı frekansta duran gök, ince bir çatlak sesi çıkardı. Bu ses kulaklarda duyulabilecek bir ses değildi; zihinle hissedilen, varlığın derinlerine değen bir titreşimdi. Çünkü Albinor'da her şey bilinçle ölçülürdü. Ve bilinç... hiçbir zaman yanılmazdı. Toprak yaklaşan bölünmeyi biliyordu. Gökyüzü de bunu çoktan kabul etmişti. O esnada beyazlığın ortasında bir kadın, sancıyla yere çöktü. Kimsenin artık uğramadığı bir yerdeydi— ama bu yer terk edilmiş değildi. Sadece... hatırlanmıyordu. Kadın, bu dünyanın en solgun noktasına ulaşana dek düşe kalka ilerlemişti. Teni kar kadar solgundu, saçları neredeyse yok denecek kadar açıktı. Elleri titremiyordu ama sanki zemini titretiyordu. Gözlerinde derin bir karanlık vardı ve bu nadirdi. Hem de çok nadir. Çünkü burada karanlık dışarıda var olamaz, sadece içeride büyürdü. Kadın bağırmadı; ses burada anlamsızdı. Ama zihni dalgalandı ve o dalga katmanların ötesine çarptı. Başka bir yere. Başka bir varoluşsal yapıya. Kadın önce minik nabız hissetti; göremediği ama varlığını duyduğu. Zayıf bir saat gibi... "tik... tak... tik... tak..." Ama saat kadar düzenli değildi. Düzeni bozan bir durum vardı sanki. Beyaz Dünya'da doğan bebek gözlerini açtığında irisi neredeyse şeffaftı. Teni kadın kadar beyaz, saçları ise toprak kadar silikti. Kadın paniklediğinde nabzı hızlandı ve merakına yenilip yerden doğrulmaya başladı... Tam o an, diğerini gördü. Düzeni bozanı... Yerde, bilmediği bir ritimde başka bir kalp daha atıyordu. Ve bu kalp... içten içe renk taşıyordu. Bu... bir hata olmalıydı. Donuk bakışları bebeğin üzerindeyken yaklaşıp parmaklarını narin boynuna koydu, nabzı daha önce hiç duymadığı bir ritim tutturmuştu— daha hızlı, daha aceleciydi. Sanki hayatta kalmak için çabalıyormuş gibiydi. Teni diğer bebek kadar beyazdı fakat varlığında gözle görülür bir bozukluk vardı... Kadın neden iki bebek olduğunu anlayamıyordu, düşünceleri tamamen dağılmıştı. Bebeği kucağına aldı ve gözlerine baktı ve bu sefer resmen nefes almayı unuttu; içinin daraldığını hissetti, etrafındaki beyazlık bir anlığına geri çekildi. Çünkü o gözler... Beyaz değildi. Bu gözler buraya ait değildi. Ve buraya ait olmayan hiçbir şey... burada kalamazdı. O an beyazlık, ilk kez bir şeyi kaybettiğini hissetti. Çünkü beyazlık artık tam değildi. Bozulmuş, bir parçası eksilmişti. Ve hiçbir varoluş— eksilen parçayı affetmezdi. Özellikle de hatırlayanlar.