2. Bölüm: Görünmez Zincirler
Yazar: Fatma

Merhabalar💝 Nasılsınız bakalım? Umarım iysinizdir akrep kıskacının ikinci bölümündeyiz beğenip yorum yazmayı unutmayın. Verdiğim emeğe yapay zeka diyenleri engelliyorum saygı çerçevesinde yapın yorumlarınızı seviyorum sizi küçük fareler.💜 " Karanlık gecenin ardından güneş doğar; ama bazı yaralar yalnızca karanlıkta büyür." - victor hugo- keyifli okumalar...🦂 Salondaki uğultu yeniden yükselmeye başladı ama artık kulağıma hiçbir ses ulaşmıyordu. Birkaç dakika önce yaşanan olay, fısıltılar hâlinde masalar arasında dolaşıyordu. Üzerime çevrilen bakışlarda meraktan çok korku vardı. Kimse yanıma gelmeye cesaret edemedi. Ben ise tek bir şey düşünüyordum Buradan bir an önce gitmek. Mekânın ağır kapısını arkamda bıraktığım anda, İstanbul'un serin gece havası yüzüme çarptı. Derin bir nefes aldım. Kulübün boğucu havasından kurtulmuştum ama göğsümdeki baskı hâlâ dinmemişti. Çenem zonkluyordu. Vladimir'in başparmağının tenimde bıraktığı iz, sanki hâlâ canımı yakıyordu. Otobüsten inip evime uzanan dar sokaklara girdiğimde içimi tarif edemediğim bir huzursuzluk kapladı. Kimse peşimden yürümüyor, kimse bana seslenmiyordu; ama izleniyordum. Bunu iliklerime kadar hissedebiliyordum. Sokağın köşesinde sigarasını içen adam, karşı kaldırımda telefonuyla oyalanıyor gibi görünen başka biri, park hâlindeki siyah aracın karanlık camları... Hiçbiri bana bakmıyormuş gibi davranıyordu ama hepsi oradaydı. Vladimir ortalıkta görünmüyordu; yine de gölgesi, attığım her adımda peşimdeydi. Eve vardığımda annem çoktan uyumuştu. Sessizce odama geçip hırkamı yatağın üzerine bıraktım. Aynanın karşısına geçtiğimde kapatıcı çoktan dağılmıştı. Çenemde beliren kızarıklık, yaşananların sessiz bir kanıtı gibi tenime işlenmişti. Parmak uçlarımla hafifçe dokunduğum anda yüzümü acıyla buruşturdum. Canımı yakan yalnızca o iz değildi. Asıl canımı acıtan, beni çaresiz bırakmış olmasıydı. Kirayı ödeyebilmek için o kulübe gitmek zorundaydım ve Vladimir bunu benden çok daha iyi biliyordu. O gece, gözlerimi tavana dikmiş hâlde sabahı ettim. En ufak bir seste irkiliyor; kapının her an çalınacağını ya da kırılarak açılacağını düşünüyordum. Uyku, korkunun gölgesinde kaybolup gitmişti. Ertesi gün öğlene doğru uyandım. Gecenin ağırlığı hâlâ üzerimden çekilmemişti. Gözlerimin altındaki morluklar, aynada bana uykusuz geçen saatleri hatırlatıyordu. Annem mutfakta sessizce kahvaltı hazırlıyordu. Evde eksilen birkaç şeyi almak için mahalle bakkalına uğrayacağımı söyleyip montumu giyerek dışarı çıktım. Mahalle her zamanki gibiydi. Çocuk sesleri dar sokaklarda yankılanıyor, kaldırım kenarında oturan yaşlı komşular kendi aralarında sohbet ediyordu. Bir anlığına dün gece yaşananların yalnızca kötü bir kâbus olduğuna inanmak istedim. Bakkaldan çıkıp apartmana doğru yürürken gözüm sokağın başına takıldı. Simsiyah bir Rolls-Royce Phantom bütün ihtişamıyla yol kenarında duruyordu. Parlak kaportası güneş ışığını ayna gibi yansıtıyor, koyu renk camları ise içeriyi tamamen gizliyordu. Bu mahallede böyle bir araba görmek imkânsıza yakındı. Adımlarım farkında olmadan yavaşladı. İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk büyümeye başladı. Tam apartmanın kapısına yönelmiştim ki arka kapı ağır ağır açıldı. siyah bir takım elbisenin içinde Dimitri arabadan indi. Her zamanki gibi ifadesizdi. Soğuk bakışlarını üzerime kilitleyip bana doğru yürümeye başladı. Sokağın uğultusu bir anda uzaklaşmış gibiydi. Mahalledeki birkaç kişi merakla bize bakıyor, perde aralıklarından uzanan gözler olup biteni sessizce izliyordu. Dimitri tam karşıma geldiğinde durdu. "Aylin hanım." Sesi sakindi. Başımı dik tuttum. "Ne istiyorsunuz?" Dimitri birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktı. "Size bir şey getirdim. Patron hiçbir detayı şansa bırakmayı sevmez." Bu cümle omurgamdan aşağı buz gibi bir ürperti göndermeye yetmisti. Dimitri'nin bakışları üzerimden bir an olsun ayrılmadı. Kaşlarımı çattım. "O ne demek? Ayrıca beni takip mi ettiriyor sürekli siyah giyinmiş adamlar görüyorum!" Yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. "Patron…