AKANA: SUDA ERİMİŞ ZAMAN ⏳

7. Bölüm: Ruhların Karanlığı ve Göğün Hükmü

Yazar:

AKANA: SUDA ERİMİŞ ZAMAN ⏳ – Hanife kitap kapağı
AKANA: SUDA ERİMİŞ ZAMAN ⏳ – Hanife kitap kapağı

Zamanın durduğu o büyüleyici anda, Tuna’nın dudaklarında kaybolmuş gibiydim. Ruhumun derinliklerinde beni tetikleyen, içimi sızlatan tanıdık bir acı vardı sanki. Bedenim bu yabancı hissin yakıcılığıyla sarsılırken aniden kendimi geri çektim. Kerem öfkeyle arkasını dönüp çoktan gitmişti. “Ben ne yapıyorum ya?” diye geçirdim içimden, şaşkınlıkla. “Niye Kerem’i kıskandırmak istedim ki?” Nehir’in kalbi o adama vaktiyle çok derinden bağlanmış olmalıydı; hücresel bir tepki gibi ortaya çıkmıştı bu yakınlaşma. Tuna ise gözlerindeki o gizemli ve donuk ifadeyle bana baktı. Beni tekrar kendine doğru çekip yeniden öpmek için hareketlendiğinde, ellerimle göğsüne bastırarak onu sertçe itekledim. "Sen ne yapıyorsun?" dedim nefes nefese. "Beni nasıl öpebildin?" diye sordu, sesi kuyu kadar derinden ve tamamen duygusuz geliyordu. "Kerem oradaydı, sırf onun canını yakmak için öptüm. Buradan sakın kendine pay çıkarıp bir anlam çıkarmaya çalışma!" dedim dikleşerek. Tuna bakışlarını yüzümde gezdirdi, kehribar gözlerinde ağır bir ciddiyet belirdi. "Sana onu sormuyorum... Hiçbir şey hissetmedin mi?" "Ne hissinden bahsediyorsun sen? Derse geç kalıyorum, gitmem lazım!" diyerek arabanın kapı koluna sarıldım. Fakat kolu ne kadar zorlasam da kapı açılmadı. "Ne oluyor, açsana şu kapıyı!" Tuna önündeki yola bakarak soğuk bir sesle konuştu: "Emniyet kemerini bağlasan iyi olur." "Devamsızlıktan atılacağım diyorum sana! Aç şu kapıyı hemen!" Tuna başını yavaşça bana döndürdü; gözlerinde o karanlık kölelik mühürünün gölgesi belirdi. "Ben senin Efendinim... Ben ne dersem o olur." O cümlenin kurulmasıyla birlikte sol göğsümün ortasına yine o amansız, bıçak gibi saplanan sancı saplandı. Yüreğim bir mengene arasında eziliyordu; mühür, zihnimi ve bedenimi ona itaat etmeye zorluyordu. Acıdan gözlerimden yaşlar süzülürken zoraki bir şekilde başımı öne eğdim: "Baş üstüne... efendim..." Sancı anında bıçak gibi kesildi. Tuna emniyet kemerimi tutup sertçe yerine taktı ve gaza bastı. Motor bir canavar gibi kükredi. Araba o kadar akıl almaz bir hızla ilerlemeye başladı ki, etraftaki trafik, binalar ve insanlar adeta bir çizgi halinde eriyordu. Sanki bu dünyadaki kimse bizi görmüyordu. Korkudan koltuğa iyice büzüldüm. “Neden kabul ettim ki o sözleşmeyi? Kendi kaderimi ellerimle bu adama teslim ettim,” diye geçirdim içimden. Işık hızında geçen birkaç dakikanın ardından araba, gündüz vakti olmasına rağmen zifiri karanlığa bürünmüş, devasa ağaçlarla kaplı ürpertici bir ormana daldı. Etrafta ne bir insan izi vardı ne de bir yol. Yalnızca kasvetli baykuş sesleri yankılanıyordu. Araba buraya nasıl girmişti, hiç anlamamıştım. Tuna arabayı aniden durdurduğunda, motorun sesiyle birlikte bir kükreme gibi bağırdı: "İn aşağı! Hemen!" Korkudan yerimden sıçradım. Titreyen ellerimle emniyet kemerini çözüp arabadan indim. Sesim boğazımda düğümlenmişti: "Niye... niye getirdin beni buraya?" Tuna üzerime doğru yürümeye başladı. Yüzü ve vücudu aniden şekil değiştirmeye, insan formundan çıkmaya başladı. Beni tuttuğu gibi arkamdaki devasa çam ağacına savurdu. Elini boğazıma geçirip beni gövdeye yasladı. Bedenim havada asılı kaldı. Nefesim kesiliyor, akciğerlerim havaya ulaşmak için çırpınıyordu. Ellerimle onun mermer kadar sert elini boğazımdan söküp almaya çalıştım ama nafileydi. Kehribar gözleri aniden parlayıp kıpkırmızı bir lazer gibi yanmaya başladı. Yüzündeki deri şeffaflaşarak altındaki simsiyah damarlar belirginleşti. Parmak uçlarından ve teninden siyah, kesif bir duman yükseliyordu. Bu adam neydi böyle? Ne bir vampirdi ne de bir kurt adam... Boğazımı kemiklerimi kıracakmışçasına sıkıyordu. Yüzüm kıpkırmızı oldu, gözlerim yuvalarından fırlayacak raddeye geldi. O an hissettim; o sadece bedenimi boğmuyordu, siyah dumanlarıyla ruhuma erişmeye, zihnimi parçalayıp içeri sızmaya çalışıyordu! Ancak benim antik ruhum kendini korumaya almış, kilitlerini kapatmıştı. Şeytani gücü ruhumun zırhını geçemiyordu. "Neden?" diye kükredi Tuna. Sesi artık bir insana değil, yerin altından gelen iblisane bir u…

Bölümün tamamını WritePad'de oku