AKANA: SUDA ERİMİŞ ZAMAN ⏳

6.Bölüm: Ruhların Yemini ve Dudaklardaki Mühür

Yazar:

AKANA: SUDA ERİMİŞ ZAMAN ⏳ – Hanife kitap kapağı
AKANA: SUDA ERİMİŞ ZAMAN ⏳ – Hanife kitap kapağı

Tuna’nın buz gibi kollarının arasından kendimi hızla geri çektim. Bu adamın tenindeki o cansız, ürpertici soğukluk bana hiçbir şekilde iyi gelmiyordu. "Bunlar gökten mi düştü, ne bu?" dedim nefes nefese, altımda hızla dönen koşu bandını işaret ederek. "Ben böyle kulübe gibi yerde koşmam, benim doğayı, toprağı hissetmem gerekir! Büyü falan mı yapmaya çalışıyorsun sen bana?" Tuna yüzüme alaycı bir soğukkanlılıkla baktı. "Sen gerçekten Deniz Kızı falan mısın? Balıkların beyni olmaz çünkü..." "Hey! Sen bana beyinsiz mi diyorsun?" "Bu kadar teknolojik aleti uzaylı görmüş gibi garipsemenin başka bir açıklaması yok." Gıcık adamın tekiydi. Ben niye bu adama ömrümü adayan bir sözleşme yapmıştım ki? Benim geldiğim çağda evlilik sözleşmesi bile en fazla erkeğin ikinci eş hakkıyla ilgili yapılırdı. Sümerce bile bilmiyordu bu insanlar. Garip bir dilleri vardı. Biz yazıları ıslak kil tabletlerin üzerine kazırdık; katiplik benim geldiğim dönemde en meşhur, en saygın meslekti. Bunları çok net hatırlıyordum. Gerçekten de bir uzay çağındaydım sanki; her şeyi incecik kâğıtlara yazıyor, bilgisayar denilen camlara yüklüyorlardı. Benim geldiğim çağda Gılgamış Destanı anlatılırdı. Gılgamış, halkına zulmeden kibirli bir kraldı. Tanrılar onu dengelemek için doğada vahşi biri olarak yaşayan Enkidu’yu yaratmıştı. Gılgamış ile Enkidu önce dövüşmüş, sonra ayrılmaz iki dost olup dev Humbaba’yı devirmişlerdi. Ama sonunda ölümsüzlüğün imkânsız olduğunu anlamışlardı. Peki ya ben? Ölümsüz bir ruh muydum, yoksa bu bedende ölüp gidecek miydim? Gerçek kimliğimi ve ailemi hatırlayamamak bir ruh için en büyük cezaydı. Bu gelecek dünyayı tek başıma nasıl öğrenecektim? "Heyyy... Orada mısın?" Tuna’nın sesiyle irkilip zihnimin derinliklerinden sıyrıldım. "Buradayım, evet! Bundan sonra yapacaklarıma karışma, her şeyi kendim öğreneceğim." Tuna içinden hırsla geçirdi: “Aklını okuyamıyorum, bu durum beni deli ediyor…” Dışından ise umursamaz bir tavırla konuştu: "Deniz Kızı, benim de seninle uğraşacak vaktim yok zaten. Anlaşmaya sadık kaldığın ve bu evde durduğun sürece ne istiyorsan yapabilirsin." Kaşlarımı çatarak onun o kehribar renkli, mermer kadar soğuk gözlerine baktım. "Peki ya ben anlaşmayı bozarsam? Sonuçta kile mühür basmadım, kâğıda imza atmadım." Gözlerinde aniden sinsi ve tehlikeli bir karanlık belirdi. "Sana söyledim; 'Kabul ettim' dediğin an o imzayı attın. Ruhun ruhuma mühürlendi. Anlaşmayı bozarsan ölürsün, Deniz Kızı..." "Sen büyücü falan mısın?" dedim öfkeyle. "Senin ruhuna mühürleneceğime ölseydim daha iyiydi!" "Bu kadar mı korkunç görünüyorum sana?" "Bir insan neden bir başkasına muhtaç olsun ki? Sen bana yardım ettin, o yüzden anlaşmaya sadık kalacağım. Hafızamın yerine gelmesi için zamana ihtiyacım var. Önce sevgilim denen o adamı bulmalıyım." Tuna’nın kaşları aniden çatıldı. "Sevgilin mi var senin?" "Nehir'in hafızasında var, evet. Tam olarak kim olduğunu hatırlamıyorum," dedim. Aslında parçalar birleşiyordu ama bu bedenin bana ait olmadığını söylesem beni akıl hastanesine kapatırdı. Tuna üzerime doğru bir adım attı, gözleri dehşetle parladı. "Sevgili falan yok! Duydun mu beni? Başkasıyla yakınlaşmayı ya da evlenmeyi aklından bile geçirme!" "Manyak mısın sen?" diye bağırdım. "Sevgili olmak hemen evlenmek demek mi?" Tuna’nın kehribar gözleri adeta alev saçmaya başladı. Yüzü yaklaştı: "Bu evde kaldığın sürece efendin benim! Anlıyor musun? Bana 'Efendim' diyeceksin! Ayrıca sana daha fazla bir şey anlatmayacağım çünkü sen kafayı sıyırmışsın. Bundan sonra ben izin vermediğim sürece ağzını açıp tek bir soru sormayacaksın!" Ne diyordu bu adam? Birbirimize hakaret ederken bir de üstüne ona efendim mi diyecektim? Benim tek bir efendim vardı, o da... Tam o an sol göğsüme amansız bir sancı saplandı. Kalbim bir mengene gibi sıkışıyor, nefesim kesiliyordu. Dizlerim doğrudan soğuk zemine çarptı. Üstad Metehan’ın fısıltısı zihnimde bir yıldırım gibi çaktı: “Efendine saygını göster…” Bu nasıl bir lanetti? Tuna’nın bahsettiği ruh mühürü gerçekti. Onu zihnimde "efen…

Bölümün tamamını WritePad'de oku