AKANA: SUDA ERİMİŞ ZAMAN ⏳

4.Bölüm:GECEYE DÜŞEN YILDIRIM VE ŞİFA BULAN RUH

Yazar:

AKANA: SUDA ERİMİŞ ZAMAN ⏳ – Hanife kitap kapağı
AKANA: SUDA ERİMİŞ ZAMAN ⏳ – Hanife kitap kapağı

Sararmış yatağın üzerinde, bu yabancı bedenin taşıdığı ağır yorgunluğa daha fazla direnemeyerek derin bir uykuya daldım. Nehir, yıllarca bu çileli hayatın sessiz bir mahkûmu olarak yaşamıştı; amcası denilen adamsa yanı başındaki bu büyük zulmü göremeyecek kadar kördü… Ya da ben öyle sanıyordum. Gözlerim yarı kapalı, zihnim geçmişin puslu hatıraları arasında gezinirken bir anda nefesim kesildi. Boğazımda hissettiğim boğucu ve acımasız bir baskıyla gözlerimi yerinden fırlayarak açtım. Yüzünde siyah bir maske olan bir adam, bütün ağırlığıyla üzerime çökmüş, soluğumu kesiyordu. Kapının eşiğinde ise yengem ve kuzenim Seray, bu dehşet verici manzarayı soğukkanlı, vicdansız bakışlarla izliyorlardı. Amcam evden çıkmış olmalıydı. İçinde bulunduğum bu fâni bedenin çaresizliği ve zayıflığı, şu anki en büyük engelimdi. Boğazımdaki baskı arttıkça Nehir’in bedenine ait o yakıcı acıyı iliklerime kadar hissediyordum. Ellerimi güçsüzce adama doğru uzatıp parmaklarını boğazımdan çekmeye çalıştım. Adam aniden baskıyı hafifletip geriye çekilince, ciğerlerime hücum eden havayla nefes nefese kaldım. Yengem adım atıp gözlerindeki nefretle bana doğru haykırdı: "Söyle! 5 milyon dolar nerede?" "Ben... para falan bilmiyorum!" dedim, kesik kesik çıkan sesimle. "Hiçbir şey hatırlamıyorum!" Maskeli adam tekrar boğazıma yapıştı. Bu kez daha sert, daha acımasızdı. "Nasıl kurtuldun o akıntıdan? Sen yüzme bile bilmiyorsun! Bir çanta dolusu para nerede?" "Ya bilmiyorum dedim!" Sesim kısılyor, soluğum tükeniyordu. Yengem adama soğuk bir işaret verdi: "Konuşana kadar ne yapıyorsan yap. Konuşmazsa da öldür gitsin, bir daha uğraştırma bizi!" Zihnimden “Beni bu kadar kolay öldüremezsiniz!” diye geçirsem de bedenimin gücü tükenmek üzereydi. Kötü yenge ile Seray odadan çıkıp kapıyı kapattılar. Maskeli adamla baş başa kalmıştık. Adam tekrar üzerime çullanıp boğazıma sarıldı. Geçmiş hayatıma dair hafızam silinmiş olsa da zihnimdeki kadim dövüş teknikleri ve savaşçı içgüdülerim hâlâ dipdiriydi. Ancak Nehir’in güçsüz kasları bu teknikleri uygulamakta yetersiz kalıyordu. Boğuşurken adamın maskesinin ardındaki gözlerle temas kurdum. Bu gözler bana tuhaf bir şekilde çok tanıdık geliyordu. Son bir hamleyle dizimi bütün gücümle adamın bacak arasına geçirdim. Adam acı dolu bir böğürtüyle geriye doğru kıvrandı. Burası giriş katıydı; pencereye ulaşırsam kaçabilirdim. Tam hırsla pencereye doğru fırlamışken, adam arkamdan uzanıp saçlarımı kavradı. Hiç düşünmeden dirseğimi arkaya doğru savurup adamın göbeğine sertçe geçirdim. Bir an dengesi bozulsa da hızlıca hamle yapıp bacağıma çelme taktı. Yere kapaklandım. Adam üzerime çullanıp tekrar boğazıma çöktü. Can havliyle çırpınırken ellerim adamın yüzündeki maskeye gitti ve tek bir hamleyle kumaşı çekip çıkardım. Gördüğüm yüz karşısında dehşete düştüm. Bu dünyada Nehir’i karşılıksız sevdiğini sanarak sığındığı o merhametli amcası Kamil’di. Nehir’i boğmaya, onu yok etmeye çalışan adam, yıllarca "baba" bellediği amcasının ta kendisiydi. İçimdeki Nehir’in ruhu, bu hıyanetin ağırlığıyla adeta parçalandı. "Amca...!" diyebildim fısıltıyla. Yıllardır süregelen eziyetin asıl mimarı, o melek yüzlü maskenin arkasına saklanan bu şeytandı. O da diğerleri gibi sadece paranın peşindeydi. Kamil, gözlerimin içine bakarak utanmadan konuştu: "Hiç bana öyle bakma Nehir! Para için her şey yapılır." O an elim, yerdeki tıp kitaplarından en kalın olanına gitti. Bütün gücümü toplayarak kitabı kafasının kenarına indirdim. Adam acı içinde inleyerek ellerini boğazımdan çekti. Fırsattan istifade hızla ayağa kalktım, pencereyi açıp kendimi dışarı attım. Alçak bir mesafeden ellerimin ve dizlerimin üzerine düştüm. Canım yanıyordu ama duramazdım; koşmaya başladım. Nerede olduğumu bilmeden, ıslak ve karanlık sokakları yarıp işlek caddeye doğru ilerledim. Arkamda kafasını tutan amcam ve peşinden gelen Seray vardı. Yıllar öncesinin o vakur prensesi ya da bugünün çaresiz Nehir’i… Ayaklarımda ayakkabı bile olmadan, üzerimdeki o tuhaf kıyafetlerle gecenin ortasında koşuyor…

Bölümün tamamını WritePad'de oku