1.Bölüm: NEHİR ILGAZ'IN LANETİ
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri

Fırat’ın ufkunda yükselen güneşin kızıllığı, sanki asırlar öncesinden gelen kanlı bir efsaneyi müjdeliyor gibiydi. Mezopotamya’nın killi, kerpiç kokulu toprakları, üzerinde yürüyen Nehir Ilgaz’ın kaderiyle örtüşen ekşi bir hüzün yayıyordu. Ancak Nehir, o an ne Mezopotamya’nın bağrındaydı ne de bir efsanenin içindeydi. O, hayatının en büyük ihanetiyle yüzleşmek üzere, ıssızlığın ortasında, uçurumun kenarında duruyordu. On bir yaşındayken anne ve babasını trajik bir trafik kazasında kaybetmişti. O günden beri, Üsküdar Kuzguncuk’un eski, iki katlı ahşap evinde amcası Kamil’in yanında kalıyordu. Amcası, masumiyetle donanmış bu yetim kızı severdi belki, ama yengesi Sibel ve kuzeni Seray, onun hayatını cehenneme çevirmek için and içmiş gibilerdi. Eziyet, işkence, açlık… Saf kalbiyle ne söylenirse yapan Nehir, sesini çıkaramıyor, bu zulmün içinde günden güne kavruluyordu. Sığınabileceği tek bir dostu vardı: Lale. Onun tüm dostane uyarılarına rağmen, Nehir’in saf yüreği sevgiye o kadar açtı ki, tehlike çanlarını duymuyordu. Tüm bu zorluklara rağmen Nehir, zekasıyla etrafına ışık saçıyordu. Okuldaki zorbalıklara, evdeki baskılara rağmen pes etmemiş, yetenekleriyle İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazanmıştı. Üniversite ikinci sınıfa geldiğinde ise hayatına Kerem Aksoy girdi. Sarışın, ela gözlü bu adam, Nehir’in karanlık dünyasında adeta bir kurtarıcı gibi belirmişti. Onu deli gibi sevdiğine, aralarındaki bağın her şeyden güçlü olduğuna içtenlikle inanıyordu. Kerem’in iki yüzlü bir avcı olduğunu, sadece babasının sakladığı ve ancak Nehir’in çözebileceği bir şifreyle ulaşılabilecek beş milyon dolarlık servetin peşinden koştuğunu bilmiyordu. Kuzeni Seray’la aralarındaki gizli ilişkiyi, yengesiyle kurdukları hain ittifakı ve saf kalbinin derinliklerinde saklı sevgiye çekinmeden ihanet ettiklerini hayal bile edemiyordu. Kırılma noktası 10 Ekim’de yaşandı. Nehir, babasından kalan zihinsel mirası çözmüş ve paranın izini bulmuştu. Yengesi Sibel, amcasının yanında melek maskesi takıyor, ancak amcası evden uzaklaşır uzaklaşmaz Nehir’i sefil bir odaya hapsedip önüne kuru ekmek atıyordu. Kerem, bu çaresizlik anını fırsat bilerek genç kızın aklını çelmeye başladı: “Nehir gözlüm benim, canım... Artık orada bir sığıntı gibi yaşayamazsın. Paranı alalım, kendimize mütevazı bir ev tutup hayatımızı yaşayalım. Evleniriz, okulumuzu bitiririz. Rahat rahat, özgürce beraber oluruz.” Nehir düşündü. Ela gözlü sevgilisinin tatlı vaatlerine tutunmak istiyordu. “Tamam sevgilim, gidelim seninle yeni bir hayata başlayalım. Hesap cüzdanı bende, gidip bankaya onay vermem gerekiyor. Parayı çekelim ve evlenelim. Ben seninle bir geleceğim olsun, dilediğimce gözlerine bakabileyim istiyorum.” Kerem, içindeki karanlık zafer çığlığını saklayarak saf sevgilisine sarıldı. Yağmurlu ve kasvetli bir gündü. Kerem’in arabasıyla bankaya gittiler. Beş milyon doları çekip ağır bir çantaya doldurdular. Arabaya bindiklerinde Kerem, sahte bir şefkatle Nehir’e döndü: “Artık kurtulduk sevgilim. Hayatını yaşayacaksın. Seninle yepyeni bir sayfaya başlıyoruz.” Nehir mutluluktan havaya uçarken, Kerem zihnindeki sinsi planın son hamlesine hazırlanıyordu. Hava iyice kararmıştı. Arabayı İstanbul’un en ıssız noktalarından birine, Silivri açıklarındaki dik kayalıklara sürdü. Rüzgarın hırçınca dövdüğü uçurumun tepesine geldiklerinde Nehir’in içini derin bir huzursuzluk kapladı: “Kerem, neden bu kayalığın tepesine geldik? Burası çok ıssız... Geri dönelim, ne olur.” “Hayır güzelim. Baş başa kalalım, kutlayalım diye getirdim.” Nehir’in üzerinde kot pantolonu ve basit bir beyaz tişört vardı; küt kesim saçları rüzgarda savruluyordu. Kerem emniyet kemerini çözüp Nehir’in bacağına dokunmaya başladı. “Artık kaçtığımıza göre birlikte olabiliriz, değil mi sevgilim?” “Sen ne diyorsun Kerem? Evlenmeden olmaz dedim sana kaç kere.” Kerem, maskesini çıkarıp gerçek yüzünü sergiledi: “Parayı aldık işte! Daha ne kadar saklayacaksın kendini? Benim olacaksın diyorum, o kadar!” “Hayır Kerem, korkutma beni! Ben böyle bir şey i…