A-7
Yazar: A İlke Sandıklı

İkili, köprü trafiğinde sıkışıp kaldığında Serhan İstanbul'u hiç özlemediğine dair bir şeyler homurdanarak kıza dönmüştü. Fakat Ecem seviyordu İstanbul'u da, karmaşasını da. İnsan bu şehirde kendini kalabalık hissediyordu. Her köşeden çıkıp gelecek yeni mucizelere gebeydi sanki bu şehir. Burada her şey mümkün ve bir o kadar da zorluydu. " Dersin kaçta? Geç kalmayız umarım. " dedi düşünceli sesiyle. Bunun üzerine genç kız kahvelerini boğazdan ayırıp adamın bal rengi irislerine çevirmişti. Başını hafifçe iki yana sallarken tatlı bir sesle konuştu. " Erken çıkmıştım zaten evden. İki saat var dersime. " Genç adam elini direksiyondan ayırıp sakalını sıvazlarken düşündüğünü ifade eden mırıltılar çıkarttı. Sonra ise karar vermiş gibi bir soluk çekerek yeniden kıza döndü. Ecem zaten kendisini izlemeye devam ediyordu o esnada. Kız, adamla göz göze geldiğinde utanmış ve hafifçe başını eğmişti. " Kahvaltı yaptın mı peki? " Başını hafifçe iki yana salladı. " Okulda bir şeyler atıştırırım diyordum. " Genelde kahvaltıyı okulda yediği tostlarla geçiştirirdi. Bazen onu bile yemez yalnızca kahve içerdi. Zaten yemekle pek arası da yoktu. Bunun nedeni belki de tüm hafta kafede insanlara yiyecek hizmeti yapmasıydı... " Güzel, ben de yapmadım. Kafeye geçince yaparım diyordum. " deyip duraksadı. Sonra açıklayıcı olması için konuşmasının yönünü değiştirdi. " Demiştim ya yaza kadar mekanı açmayı planlıyorum diye. " Genç kız başını salladı usulca. " Liseden bir arkadaşım vardı Ethem. Ortak olarak açalım dedik. Bir tanıdığı kafesini devredecekmiş. Gel bir bak dedi de oraya gidiyordum ben de. " sonra yeniden duraksadı ve kıza doğru döndü hafifçe. " Sen de gel, kahvaltı ederiz hem kafeyi de görmüş olursun. Fikrini söylersin bana. Olur mu? " Ecem kararsız bir şekilde parmaklarıyla oynamaya başladığında; okula erken gitmemek için bahane bulduğuna sevinse de, Serhan'ın kendisine böyle yakın davranması huzursuz ediyordu. Çünkü biliyordu kendini, umutlanırdı. Gözlerini kaçırırken yavaşça yutkundu ve itiraz etmek için dudaklarını araladı fakat Serhan ondan erken davrandı. " Söz, dersine yetiştireceğim seni. " Genç kız, adamın hevesli sesini işittiğinde bahanelerini yutuverdi ve omuz silkti. " Tamam. " Sonra başını yeniden cama çevirdi ve heyecandan hızlanan kalbini sakinleştirmeye çalıştı. Heyecanlıydı çünkü Serhan ile baş başa kahvaltı yapacaktı. Dudağını ısırırken ellerini dizlerinin arasına sıkıştırmıştı. Al işte, dedi sonra içinden. Adam büyüklük edip iyilik yapıyor diye yine dalmıştı hayallere. Kaşları huzursuzca çatılırken sertçe yutkundu bu kez. Sonra burnundan derin bir nefes çekti ve aklını dağıtmaya çalıştı. Serhan ve Ecem birlikte kafeye doğru ilerlerken arkalarında bir savaş alanı bıraktıklarından habersizlerdi elbette. Mert, tıpkı dediği gibi amcasının arabasını ödünç almış ve Ecem'in evinin önüne gelmişti. Sonra kızın evden çıktığını öğrenince oradan ayrılacak olmuştu fakat bir engele takılmıştı. Hakan, sokağa giren yabancı arabayı görür görmez işkillenmiş ve tamirhaneden çıkmıştı. Kaşları çatık bir biçimde arabanın nereye gittiğini seyrederken peşine takılmak istedi. Ancak Melih ne hikmetse sabahın köründe acil işi olduğunu söyleyip tamirhaneyi ona bırakmıştı. Dolayısıyla bırakıp gidemiyordu da bir yere. Fakat arabanın ileride durduğunu fark ettiğinde onu orada tutacak bir güç de kalmamıştı. Araba, Ecem'in evinin önünde durmuştu. Tamirhanenin kapısını bir hışımla çekip hızlı adımlarla ilerlemeye başladığında gelenin kim olduğunu çözmeye çalışıyordu. Şu geçen gün Ecem'i evine bırakan yavşak mıydı bu yoksa? Adımları arabanın yanında duraksadığında eğildi ve camdan içeriye baktı. İçeride kıvırcık saçlı, uzun ince yapılı bir çocuk oturuyordu. Kaşları daha da çatılırken işaret parmağının dışıyla tıklattı cama. Mert, adamı fark ettiğinde irkilerek ondan tarafa dönmüştü. Sonra camı açtı ve ona doğru eğildi. " Kime baktın? " diye sordu Hakan, aksi bir sesle. Mert adamın gerginliğinden nasibini fazlasıyla alırken kuru bir öksürükle boğazını temizledi. E…