A-35
Yazar: A İlke Sandıklı

Hit ve yorum bırakmayı unutmayın lütfenn :) Ertesi gün sabah erkenden Serhan, Ecem’in kapısına gelmişti. Genç kız zilin sesini duyduğunda yarım saattir içinde dönüp durduğu yataktan güçlükle de olsa kalktı ve yerdeki kıyafetlerin üzerinden atlayarak odadan çıktı. Kapıya vardığında bir yandan da esniyordu. Karşısında Serhan’ı bulduğunda ağzını eliyle kapattı ve uyku mahmuru bir sesle konuştu. “ Günaydın? “ Serhan ona karşın oldukça dinç görünüyordu. “ Günaydın güzelim yeni mi kalktın? “ Ecem başını salladı. “ Saat kaç ki? “ “ Sekiz falan. Sana kahvaltı getirdim. “ Genç kız adamın elinde tuttuğu poşete bakarken kapıyı sonuna kadar açtı ve içeriye girmesine müsaade etti. “ Hadi git yüzünü yıka ben de o sırada masayı hazırlayayım. Yapacak işlerimiz var bugün. “ Ecem kafası karışık bir şekilde onun ardından kapıyı kapattığında Serhan hızlı hareketlerle mutfağa yönelmişti. “ Salon için koltuk ve yemek masası seçelim diyorum. Halıya da yakışan daha modern konforlu bir şey belki? “ Genç kız ayaklarını sürüyerek mutfağa ilerlerken kaşlarını çattı. “ Serhan evi temizleyelim dedik sadece. Mobilya değiştirecek param yok ki. “ Serhan kızın itirazını kulak ardı ederek getirdiği simitleri tabağa koyarken yanıtladı. “ Hemen gelmezler tabi ama hiç değilse şimdiden sipariş vermiş oluruz. “ “ Serhan? “ diye seslenmek zorunda kaldı Ecem. Adam da bunun üzerine genç kıza dönmüştü. “ Duyuyor musun sen beni? Ne koltuğu ne masası? “ Serhan duyuyordu duymasına da kıza nasıl karşılık vereceğini bilemiyordu. Ağırca yutkundu ve sonra pes edercesine konuştu. “ Ecem kabul etmemek için direneceğini biliyorum ama bu ev ikimizin evi. Ben alacağım onları. Sadece sen seç istiyorum, sen nasıl istersen öyle olsun istiyorum bu ev. “ Ecem kısa bir afallamayla sessiz kaldığında Serhan ona yavru köpek bakışı atmaya başlamıştı. Sonra genç kız kaşlarını çattı ve kollarını göğsünde kavuşturdu. “ Ne yapmaya çalıştığını sen mi söylemek istersin yoksa ben en kötüsünü kurmaya başlayayım mı? “ diye sordu ansızın. Serhan elindeki tabağı tezgaha bırakıp karşılık verdi. “ Bir şey yapmaya çalışmıyorum ki. Evimizi güzelleştirmek istiyorum. Bu eve bakınca senden bir şey göremiyorum. Senden bir şeyler olsun evde istiyorum. Evin kıyısında köşesinde yaşıyor gibisin. Parmak uçlarında yürüyorsun sanki içinde. Hiçbir şey sana ait değil gibi. “ omuz silkti “ Yuvaya benzesin istiyorum evimiz. “ Ecem işittikleriyle tüylerinin ürperdiğini hissederken bakışlarını kaçırdı. Yuva kelimesi bu evden o kadar uzaktı ki… Demek dışarıdan da anlaşılıyordu. Serhan söylediklerinde haklıydı. Özellikle Yahya Dedesinin hastalığının ağırlaştığı dönemden beri Ecem kendini bu eve ait hissedemiyordu. Pansiyon gibi kullanıyordu evi. Mesela aylardır bozuk olan musluğun bile üstüne düşmemişti, ya da tuvalet kapısının gürültülü gıcırtısına hiç kafa yormamıştı. O kadar çok şeyle savaş veriyordu ki evle ilgilenmek, hele ki evi bir yuva haline getirmek onun için çok büyük bir lükstü. Buna ne gücü, ne zamanı, ne imkanı, ne de isteği vardı genç kızın. “ Sen sadece seç, içinden geleni, içine sineni. Gerisini ben halledeceğim. “ Ecem kollarını çözerek arkasını döndü adama. Bugüne kadar kimseden bir şey istememişti. Mahallelinin kendisi için yaptıkları bile sırtında kambur olarak duruyordu yıllardır. Nefret ediyordu borçlu hissetmekten. Karşılıksız yapılan şeylere inanmıyordu. Karşılıksız iyilik yalnızca kendisi yapıyorsa karşılıksız gibi geliyordu ona. Başkaları kendisi için hiçbir şey yapsın istemiyordu. Büyük bir rahatsızlık duyuyordu bundan. Ama son zamanlarda Serhan hayatına öyle sarsıcı bir şekilde girmişti ki… Başına ne gelirse gelsin adam hep oradaydı. İstemeden, sormadan, beklemeden… Başını iki yana sallayarak çıktı mutfaktan. “ Evin yarısı senin Serhan. Buna diyecek sözüm yok. Ama ben benim için bir şey yapmanı istemiyorum. “ Bu defa kaşları çatılan Serhan’dı. “ Ne demek o ya öyle? Sevgilin değil miyim ben senin? Sevdiğimin hayatını kolaylaştırmayacaksam, güzelleştirmeyeceksem ne diye varım ben hayatında? “ Genç…