A-20
Yazar: A İlke Sandıklı

Çiçek elindeki çay bardağını parmakları arasında sıkıca tutarken, çayı soğuttuğunun farkında dahi değildi. Gözlerini kocaman açmış, arkadaşının anlattıklarını hayretler içerisinde dinliyor ve şaşırmaktan ona gücenmeye fırsat bulamıyordu. Ecem'in bunca yaşanan şeyi kendisine yeni anlatıyor oluşuna tavır almayı sonraya bıraktı ve nihayet dudaklarını aralayıp konuştu. " Çüş Ecem. Bir dakika hangi birine şaşıracağımı şaşırdım. " dedi ve sonra adeta çığırdı. "Öptün mü adamı? " Ecem birden telaşla etrafına bakınmış ve tanıdık birini görmemenin rahatlığıyla arkadaşına dönmüştü. Yine de kaşları çatılırken kızdı. " Sessiz olsana ya. " Çiçek nihayet bardağı bırakıp elini ağzına kapatırken hala şoku atlatabilmiş değildi. Aradan geçen birkaç saniyenin ardından muzip bakışlarını arkadaşının gözlerine dikti ve masada ona doğru eğilerek fısıldadı. " İyi öpüşüyor mu? " Bunu sorarken elini ağzından çekmiş ve arkadaşının eline uzatmıştı. Ecem utanarak bakışlarını kaçırdığında Çiçek parmaklarıyla genç kızın elini dürttü. " Utanma tamam. Bizim kıza bak ya. " diyerek sandalyesine geri yaslandı ve çay bardağını kavrayıp keyifle dudaklarına götürdü. Fakat çayın buz gibi olduğunu fark ettiğinde yüzünü buruşturarak bardağı geri bırakmıştı. " Iy soğumuş bu. Yenisini isteyeceğim. " Ecem, Çiçek'in çay siparişini beklerken masanın üstünde duran telefonunun siyah ekranına bakıyordu. Dünden beri ne bir mesaj atmış ne de aramıştı genç adam. Hala mı kızgındı? Yoksa çok mu kırılmıştı? Ecem işin içinden çıkamıyordu bir türlü. Nasıl olduğunu bile mi merak etmemişti? " Ne düşünüyorsun kara kara? " Genç kız, arkadaşının kendisine yönelttiği soruyla başını kaldırıp yeniden onun eğlenen suratına bakmıştı. " Seni bu kadar eğlendiren nedir söyler misin? " diye sordu en sonunda. Çiçek ise sırıtmaya başladı. " En yakın arkadaşımı evlendiriyorum niye mutsuz olayım aa? " Ecem başını iki yana sallarken bakışları yeniden telefonuna uğradı. " Uçtun iyice. Hem daha düne kadar Hakan'cı değil miydin sen? " Tam o esnada garsonun getirdiği çaylardan birini eline aldı ve büyük bir yudum içti Çiçek. " Oh iyi geldi. " dedi sonra keyifle bardağı masaya bırakırken. Ecem de kendi bardağını dudaklarına götürüp yudumlamıştı çayını. Fakat fazla sıcak gelmişti bu da. Boğazı iyileşene kadar çok sıcak şeyler içmese iyi olacaktı. Bardağı geri bırakırken iç çekti. O sırada arkadaşı da yanıtladı sorusunu. " Güzel arkadaşım ben senin için hep en iyisini isterim. Hakan bizim mahallenin delikanlısı. E şu an bir işi gücü yok ama iyi çocuktur yani. Şanssız sadece biraz. " dedi ve omuz silkti. Ecem onun, Hakan'ın babasının işini batırışına bulduğu kılıfa göz devirmeden edemedi. Bunu bir başkası yapmış olsa Tülay Teyzesi'nin de Çiçek'in de dilinden kurtulamazdı fakat ne hikmetse konu Hakan olunca kimse toz kondurmuyordu. " Ama yani şimdi maça Serhan Beyimiz girince skorlar değişir. " diye şakıdı Çiçek. Ecem, onun çocukluklarından beri Serhan'a hayranlığı olduğunu bilirdi. Fakat bu hayranlık romantik bir hayranlık değildi. Çiçek'inki Serhan'ı yüceleştirmekten öteye gitmezdi. Gerek yakışıklılığı, gerek kibarlığı, gerek eğitimi olsun Serhan bu mahallenin medarı iftiharıydı ona göre. Eh haksız da değildi çünkü ondan başka mahalleden okuyan çıkmamıştı. Tee seneler evvel bir de Tufan Abileri mühendis olmuş sonra evlenip mahalleden ayrılmıştı. Ama abi dediklerine bakmayın en az yirmi yaş kadar büyüktü hepsinden. Şimdi sırada Ecem vardı işte. Kısmetse o da bu kış mezun olacaktı. Ecem düşüncelerinin içinden, gelen bildirim sesiyle sıyrıldığında heyecanla masanın üstünde duran telefonunu eline almıştı. Fakat nabzını artıran bildirim Serhan'dan değil Mert'tendi. Nasıl olduğunu soruyordu. Omuzları önüne düşerken sesli bir iç çekerek arkadaşını yanıtladı. O esnada Whatsapp'tan Serhan'ın sohbetine girmiş ve çevrim içi olduğunu görüp duraksamıştı. Belki yazar diye beklese de adamın hiçbir şey yazmamasıyla tadı fazlasıyla kaçarak telefonu elinden bıraktı. " Serhan'dan değil galiba? " diyen Çiçek'e de tatsız bir bakı…