8 │İyi geceler, küçüğüm│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

"Sevdiğin kadın var iken, benimle evlenmeni..." derken bakışlarını çekmedi korkusuzca. "Ben de istemezdim." Suskunluk oldu celladı o anlarda Deran'ın. Adamın dudaklarından dökülmeyen her bir sözcük tek tek dizilirken boğazına, sessizliğin ipinin boynuna dolanışını hissetti, anbean. Bakışları büyük bir beklenti ile her katresinde dolanırken adamın çehresinin, tek bir dönüt alamamaktan ötürü kırıldığını hissetti. Hakkı yoktu belki lâkin buna engel de olamamıştı. "Ne fark eder?" Sözcükler gelişigüzel dökülürken adamın dudaklarından, dağladığı yürekten bihaberdi. "İstememen durumu ne kadar değiştirebilir ki?" Yemin ederim ki dudakları titredi kadının. Gözlerine yaşlar hücum ederken, ayakta durmak için olağanüstü bir çaba içerisine girişti. Gözlerinin önünden geçen karartıyı hiçe sayarak, duygudan yoksun adamdan olabildiğince uzaklaşmak adına hızla atıldı yola. Önüne, arkasına ya da sağına ve soluna bakmak dahi gelmedi aklına. Oradan uzaklaşmak için o an ölmeye razıydı. Deran her an ölmeye razıydı! Yükselen korna sesleriyle birlikte bakışları kendisine doğru hızla gelmekte olan ışığa döndü. O an vücudunun çekildiğini hissetti ve anın şokuyla mıh gibi çakıldı yola. Ölüyor muydu? Bir an çekemezken gözlerini kendisine doğru gelen arabadan, vücudunun üstüne binen ağırlık ile savrulduğunu hissetti. O an sımsıkı kapanan gözlerini bir daha açmak istemedi. Saniyeler sonra kafasının üstünde yükselen sesleri işitmekte acizdi. Acizliği ile kavrulurken, dimağı bir türlü yerine gelememişti. Bir günü de normal geçse ne olurdu? Nasıl bir günah işlemişti ki azabını her saniye çekmek zorunda bırakılmıştı, o da bilmiyordu. "Ölmek mi istiyorsun?" Gözlerini hızla açarken, soluk soluğa oluşu gram umurunda olmadı Deran'ın. Bu cümleye verecek çok güzel bir cevabı vardı çünkü. "Evet!" Aldığı cevap ile yüzüne tokat yemişçesine sarsılan Afran'ın dili damağı kurudu bir anda, söyleyecek kelam bulamadı kadının sözlerine karşılık. Şaşkınlıkla yerde yatan, savrulmanın etkisiyle şalı başından uçup gitmiş kadına bakakaldı. Gür ve upuzun saçlarıyle bilinen kadının kısacık saçlarını görerek bir şok dalgasının daha vücudunu sardığını hissetti. Bu kadının saçlarına ne olmuştu? Düşüncelere daldığı vakit farkında olmaksızın kadının saçlarına kayan eli, yavaşça avuçladığı saçları istemsizce okşarken nefesinin kesildiğini zannetti. Bir saç, nasıl olur da bu kadar yumuşak olabilir , diye düşünmekten alıkoyamadı kendini. "Ölüyordun," diye mırıldandı saçlarını okşamaya devam ederken kadının. "Benim yüzümden..." "İlk değil," diye mırıldandı Deran galeyana gelerek. Karşısındaki adamın çehresinde dalga dalga yayılan şaşkınlığı gördüğü an pişman oldu sözlerinden ama ne fayda? Dolaylı olarak suçlu olduğu bir olayın tamamını ona yüklemenin haksızlık olduğunu düşündü fakat bu sözleri hak etmediği anlamına gelmediğinden pişmanlığın üzerini siyah bir kalemle karaladı. "Nasıl?" diye sorarken Afran, başlarına toplanan insanlar tek bir yanıt alamayınca her ikisinden de daha fazla ilgilenmemeyi seçip dağıldılar. Onları uzaktan izleyen kardeşleri ise tamamen şaşkınlıktan kaskatıydılar. "Eve gitmek istiyorum." Deran'ın sözleri anı bir bıçak gibi kestiğinde, elleri kadının saçlarında asılı kaldı Afran'ın. Bakışları donuklaşıpta sabitlendiğinde Deran'ın yüzünde, hak ettiğini düşündü. Onca kötü davranıştan sonra bunu hak ettiğini düşündü. "Yasemin'in yaptığını söylüyorsan eğer..." "Hayır!" diye araya girdi. "Ondan çok önce!" Afallaması gittikçe artarken, söyleyecek kelam bulamayan Afran derhal doğruldu. Yerde uzanan Deran'ın da elinden tuttuğu gibi kaldırdı ve yüz yüze gelen ikilinin arasında boğucu bir sessizlik silsilesi daha oluştu. Birbirine değen gözlerde katrelenen kelamlar, suskunluğa mahkûm edildi. Ardından ise idama... Sessizlik içinde saçılmış olan eşyalarını topladılar. Ardından normal adımlarla kardeşlerine doğru yürümeye başladılar. Deran fellik fellik düşünüyordu, bu adamla her yan yana gelişinde neden sıradan bir gün yaşayamadıklarını. Hep birbirleri ile sürtüşüp duracaklar mı…