6 │vazgeçmesini de bildim!│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Kan ile yazılan kaderde, zulüm çekmek vefa borcudur... Kendi hayatında bile görevini tamamladığın anda başrol olmaktan çıkarsın. Görünmez kılınırsın diğer herkese. Bakıp geçilen, hatta bakılıpta görülemeyen olursunuz. Hani gözünün önündekini saatlerce arada bulamazsın ya... En iyi tasvir bu olacak olsa gerek. Tam da böyle hissediyordu Deran Piran. Başrolü olmaya hak kazanamadığı hayatında başkalarının verdiği emirler hüküm sürerken, hükümranlık değildi istediği. Yalnızca huzurdu. Huzur ve bir dirhem mutluluk. Yeterde artardı hatta ona. Fazlasında değildi ki onun gözü. Tek bir dileği vardı, gözündeki şu bitmek tükenmek bilmeyen yaşlara biri dur desindi... Bu kadar... "Kahvaltını yapmadın mı, xüşkanım* (Kız kardeşim.)" "Yiyemiyorum, ağabey." derken elindeki nakışı yan tarafına bıraktı. "Midem aldığı her şeyi istifra ediyor." "Böyle olmaz ki ama Deran, bir şeyler yemen lazım. Zayıf düştün zaten, aylardır doğru düzgün yemek yemiyorsun." Ses tınısı hafif sertleşen Neçırvan, kardeşini böyle gördükçe bağlı olan elini kolunu koparıp atası geliyordu. "Hem daha iyileşme sürecindesin, yemelisin ki daha çabuk iyileşesin." "Annemin biz çocukken söylediği sözlerle beni kandıramazsın, Neçırvan Piran." derken takındığı oyunbaz tını, Neçırvan'ın dikkatinden kaçmadı. "Güzellikle olmuyorsa zorla da oldurabilirim Deran Piran!" diyerek Deran'ın oyununa dahil oldu. "Ona ne şüphe Neçırvan Ağa, haşa!" Gür bir kahkaha atan Neçırvan kız kardeşine doğru adımlayıp yatağın kenarına oturdu. Ardından, kardeşine baktığı an buğulanan harelerini odanın başka bir köşesine çevirdi. "Sıkılmıyor musun bu dört duvar arasında?" diye sordu. "Kalbi taşlaşmışları görmektense bu dört duvar arasında ölmeyi yeğlerim." Anında cevabı yapıştıran Deran'a acı içinde baktı. Sözleri kızgın bir şişi aniden göğsünün sol yanına saplayarak, onu nefessiz kılmıştı. "O kalpsizlerden miyim bende, xüşkamın?" Gözlerine bakan adamın kehribar harelerine sirayet eden acıya bizzat şahit oldu. "Şayet öyle olsaydın, burada olmazdın. Bana baktığında gözlerinde can bulmuş acılara şahit olmazdım." İleri doğru uzanıp, kız kardeşini sıkıca kollarının arasına aldı. "Rab, öyle büyük bir düzen ile yaratmışki evreni, ne zaman karşımıza nasıl bir fırsat çıkar asla bilemeyiz." derken yutkundu. "Bendeki de umut. Dilerim ki tamama ersin..." "Sığındığım tek umut bu, tek umut..." Söylenebilecek her şeyi tüketmişlerdi artık. O karar duyulupta, canhıraş acılar yüreklere salındığında bitmişti aslında. Kısacık bir ömre nail olabilmişti Deran. O andan beridir yaşamıyordu. Ruhsuzca ortada dolanmak, hayata dair ne varsa yitirmek... Bunlardan sonra yaşamanın bir anlamı kalmıyordu. Bir insanın elinden umutları koparılıp alındıktan sonra o insan da kendisine dair hiçbir şey kalmıyordu. Fakirin ekmeğidir umur, derlerdi. Aslında insanın kimyasıydı, umut... *** "Her şey ayarlandı mı?" Karşısında, elleri önünde bağlı duran adama dikkatle baktı. Kara hareleri değdiği insanın bedeninde korku salıyordu adeta. Bu kadar katı, disipli, kuralcı, kontrol manyağı göründüğüne aldanmamalıydı. O kaybettikleri uğruna ağlamayı bile göze alabilecek kadar duygusaldır da. Bunu kimseye göstermeyecek kadar da sırvari... "Her şey halledildi efendim, yalnızca Arap işadamlarının otele giriş yapmasını bekliyoruz." Önündeki bilgisayara ilgisini yönlendirip, adama aslında çıkabileceğini belli etti. Adam mesajı almış olacak ki sekteye uğramaksızın derhal çıktı odadan. Adamın çıkmasının ardından bir süre daha bilgisayar ekranındaki projeyi inceledi. Bu büyük bir yatırımdı ve bu yatırım mimarı kendisi idi. Babasının belli bir noktaya getirdiği şirketlerini farklı bir yapılandırmaya sokmayı planlıyordu. Yalnızca Türkiye'nin güneydoğu kesiminde ve birkaç batı ilinde bulunan otellerini uluslararası bir yapıya sokmayı planlıyordu. Bunun ilk ayağı ise Araplar ile yapılacak anlaşmaydı. Dubai'li Arapların teklifi kabul etmesi demek, Arap Yarımadası'nda birçok yere de kapılarının açılması demekti. Özellikle de Birleşik Arap Emirlikleri'ne. Bu fırsatı yakala…