55 | birleşme|
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ | B Ö L Ü M 55 | Deli bir telaş sarmalamıştı Urfa'nın dört bir yanını. Bejindarlar ve Piranlar bir kez daha akraba oluyorlardı, tüm heyecan bundan idi. Bugün Farah'ın kınasının olduğu gündü. Kına, Bejindar Konağının avlusunda olacaktı ve dört bir taraftan misafir gelecekti. Hazırlıklar son sürat devam etmekteydi ve heyecan hız kesmiyordu. "Düşüp bayılacağım şimdi," diyen gelin hanım, heyecandan öleceğini düşünüyordu. "Ay Farah Yenge, ne abarttın ya!" diyerek sitem eden ise Hazal idi. "Sen evlenirken seni de göreceğiz," Farah, başında fır dönen kadınlara baktıkça başının döndüğünü hissediyordu. Deran'ın tüm sakinleştirme girişimleri olumsuz tepmekteydi. Farah'ın heyecanını dindirecek tek bir kişi vardı bu dünya üzerinde. Onun da kim olduğu herkesçe malumdu. Konak için olan düzenlemeler ve hazırlıklar kınanın başlamasına birkaç saat kala tümüyle bitmişti. Fakat Farah yine de bir aksilik çıkmasından korktuğu gibi defalarca kontrol etmişti. "Biraz sakinleşmelisin Farah! Cenge gitmiyorsun, bugün hayatının en güzel günlerinden biri olmalı. Gerginliğinin bunu gölgelemesine izin veremezsin!" Olduğu yerde durup derin bir soluk çekti ciğerlerine Farah. Deran haklıydı. Gerginliğinin ve endişesinin bu günü mahvetmesine izin veremezdi. Derhal sakinleşmeli ve her şeyin çok güzel olacağına inanmalıydı. Yoksa sıkıntıdan anın güzelliğini kaçırmak üzereydi. "Haklısın, teşekkür ederim Deran." Deran ve Farah sıkıca birbirlerine sarılırken onları uzaktan izleyen Berfe'nin haftalardır çehresini süsleyememiş olan gülümsemelerden biri ansızın dudaklarına oturdu. Ablasını böylesine mutlu görmek içinde ölmüş olan baharı canlandırırken, kaybettiği umutları bulmaya söz verdi içinden. Umutsuzluğa kapılmayacak ve siyahın içindeki o beyaz noktacığı bulacaktı. Kim bilir belki yengesi ve ağabeyi kadar şanslı olurdu ve hayat ona da gülerdi. Kına gecesinin saati iyiden iyiye yaklaşmaya başladığı sırada bir bir gelmeye başlamıştı misafirler. Kadınları avluya hazırlanmış olan yerlere yerleştirip ikramlar servis edilmişti. Saat ilerledikçe misafirlerin gelme hızı da artmıştı. Deran, evin hanımı olarak bunca insanla uğraşmaya çabalıyordu. Afran ise damadın ve kendi kardeşlerinin yanında konağa yakın bir mekânda oturuyordu. Daha çok erkek sohbetinin döndüğü ortamda herkesin ara ara Neçırvan'a takılmasıyla ortalık şenleniyordu. Huzurlu hissediyordu Afran. Nihayet olayların durulup, bir şeylerin rayına oturuyor olmasından memnundu. Tek derdi şu aralar Berfe idi. Kız kardeşini kanının son damlasına kadar korumaya yemin etmişti. Lâkin törelere başkaldıramayışından eli ayağı bağlanmıştı. Hiçbir çözüm yolu bulamamıştı. Hatta aksine, Koçmanlar düğün için bastırırlarken köşeye sıkışmış gibi hissediyordu artık. Farah, yörelerine has halaylardan birinde halay başı olmuş kahkahaları eşliğinde sevdiği insanlar ile beraber en güzel gününün tadını çıkarıyordu. Çehresinde can bulmuş olan mutluluk herkesi çepeçevre sarmıştı. Ortamda parlayan en güzel ışık kaynağı kendisi olmuştu. Hayatın onlara sunduğu mutluluk muazzam bir duyguydu. Deran, yaşanan onca şeye rağmen gülebiliyor olmaktan ötürü şükürlerini arşa yükseltmekteydi. Yeniden bir evlat sahibi olacaktı. Allah, ona bu şansı şükürler olsun ki yeniden tanımıştı. Hazal, kesilen sözün ardından bir aya kalmaz evli bir kadın olacaktı. Malumumuz, Mustafa daha fazla uzatılmasına karşıydı. Ve elbette nişanlılık süreleri bir ayı geçemezdi. Ailelerin ayakları tek pabuca girmişti ama Mustafa'nın umuru bile değildi. Sevdiği kadını bir an önce kollarının arasına alıp sarmalamak için can atıyordu. Bir sevdiğini toprağın altına koymuştu. Tekrar yaşanmasına olanak tanıyamazdı. "Yüzün gülüyor ama içini görebiliyorum." Diye fısıldayan adamın ses tınısı tüm tüylerini şahlandırırken içinin ürperdiğini hissetti. Dudaklarını birbirine bastırırken susmak için çaba sarf etti. Lâkin onun o büyük çabasına rağmen Hazar Koçman pes edecek bir adam hiç olmamıştı. "Şimdi de k…