52 │Yaban Gülü │
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ Berfe ve Hazar'ın kitabı olan, Kurban yakında tüm bölümleriyle yayımda olacak ♥ ▬▬▬ | B Ö L Ü M 52 | Bakışları donuk. Dudaklarına sirayet etmeye meyledememiş gülümsemeler havada asılı duruyordu. Kimsesizliği mesken edinmiş ruhu, etrafını sarmış olanlar ile kendisini rahatsız hissediyordu. Bunca şeye nasıl katlandığını sorgulayan aklına verebileceği tüm cevapları tüketmişti dili. Kimseyi görmek ve duymak istemiyordu. Gözleri yaşadıklarının ağırlığı ile etrafına baygın bakışlar atmaktaydı. Olmuştu. Hep kaçtığı ve saklanmaya çalıştığı gerçek pat diye önüne konulmuştu. Başkalarının hatalarını telafi etmeliydi. Çünkü o telafiden kaçacak olsa ağabeyi ebediyete gidecekti. Ebedi bir ölümün yerine ruhani ölümlerin tercih edildiği topraklarda doğmuştu Berfe. Şimdi ondan beklenildiği gibi ruhunu gömmüştü bir toprak parçasının en dibine. Oraya gömdükleriyle vedalaşmamıştı bile. Çocuk olan ruhuna bir Fatiha dahi okunmayacaktı. Artık yalnızca yaşadığını bilecektiniz. O öyle ağabeyi ve yengesi gibi bir aşka tutulacağını hiç zannetmiyordu. Milyon da bir rastlanırdı ona. Böyle bir şeyi hayal etmek kendisine yapacağı en büyük haksızlık olacaktı. Ömrünün sonuna kadar bir adama tutsak edilmişti. Ve bu ebedi tutsaklık onun sonu olacaktı. Elleri titrerken birkaç kelam karalamak istedi kâğıda. Fakat gözlerine dolmuş yaşlarla terk etti masasını. İçinden yazmak dahi gelmiyordu. Benliği tüm acıları sahiplenmiş onları bir kâğıda bile dökmesine izin vermiyordu. Kendi kendini zehirleyen akrep misali, kendi içindeki zehirde boğulacağını hissetti. O an anladı. Hayalleri gözlerinde kalmıştı yalnızca. *** Deran ve Afran yatakta yan yana uzanmaktaydılar. Sessizlik aralarına girmiş en büyük günahtı sanki. İkisi de tek kelime edemez olmuşlardı. İkisi de bugünden sonra ne diyeceklerini bilemez olmuşlardı. Kim konuşsa bütün günah onun boynuna dolanacakmış gibi hissediyorlardı. Sussalar çok farklıymış gibi... "Ya biz kadar şanslı değillerse?" diye sormaya cesaret etti o an Deran. Soru bir süre havada asılı kaldı. Afran sorunun ağırlığının altında bir ömür daha ezilecekti. "Berfe'nin günahı bir ömür boynuma dolandı Deran. Kendi kardeşimi bu kahrolası törelere kurban ettiğim gün sanki biri beni yüreğimden vurdu." İkisinin de bu sözlerle boğazı düğümlendi. İkisi de susmayı seçti bu saatten sonra. Çünkü biliyorlardı ki artık herkes susacaktı. Artık yalnızca kader konuşacaktı. Çoktan örmüştü ağlarını, kime ne getireceği ise meçhuldü. O akşamın ardından Özcan'a Lorin'i istemeye gitmişti Bejindar Ailesi. Afran o gün fazlasıyla gergindi. Hazar Koçman'ı öldürecek an kolladı. Lâkin babası fazlasıyla tembihlemiş olmalıydı. Tek yamuk harekette bulunmadı Hazar. Aksine gözleri itina ile Berfe'yi aradıysa da umutları suya düştü. Berfe ve Farah istemeye gitmemişler, konakta kalmayı tercih etmişlerdi. "Neden kaçıyorsun Hazar Koçman'dan?" diye sormuştu o gece Farah Berfe'ye. "Kaçmak çözüm olsa ondan fersah fersah kaçardım abla lâkin senin de bildiğin gibi kaçmak bir çözüm değil." "O zaman ne?" Farah'ın sıkıştıran sorularından bir kaçış aradı Berfe fakat bulamadı. Kendi kafasının çeperleri içerisinde aynısı ve benzeri sorular yankılanıyordu. Onlardan da kaçamıyor ve kurtulamıyordu. "Onda sinirimi bozan bir şeyler var," derken dudakları düz bir çizgi haline büründü. "Sinirlerimi bozmaktan ziyade asabımı bozuyor. O kendini beğenen, kasılarak yürüyüşü tüm sinir uçlarımı uyarıyor resmen. Yemin ederim gözlerimin önünde ölecek olsa ve bir damla suya muhtaç olsa o bir damla suyu ona asla vermem." "Ay yerim ben senin sinirini köy biberi!" diyerek odaya dalan Hazal iki kızı da şoke etti. "Aynı siniri o sana, hikliymişsin sini fizli hififi ilmişim, derken de göstereydin ya!" Farah kahkahalara boğulurken Hazal'da yanlarına oturmuştu. Önlerindeki kâselerde cipler vardı. Hiç çekinmeden birine uzanıp kucağına almış ve koltukta bağdaş kurduktan sonra onlara yeniden dönmüştü. "Sen ne ara geldin?" "Anama evde yalnızca si…