5│görünmeyen│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ Gözleri odasından diktiği koca dağları deliyordu. Kaç yaşına gelmişti sahiden? Yirminci yaşını doldurmuştu bu sene. Yirmi senelik esareti günbegün daha da kötüye gidiyordu. Daha küçücük bir kız iken yasaklanmıştı tüm dünya. Konağın sınırları ona haram kılınmış yalnızca bu sınır içerisinde nefes alması beklenmişti. Kim katlanabilirdi ki bu hayata Lorin katlanabilsin? Bazen gün geliyordu nefes alamadığı anlar hissediyordu. Onca varlığın içerisinde sevgi yoksunluğuyla geçip gidiyordu günleri. Daha fazla ne kadar katlanabilirdi ki buna? Katlanamamıştı böyle yaşamaya Lorin. Evlerinin ahır kapısından gizli gizli kaçmanın yolunu bulmuştu. Kimselerin olmadığı sessiz ve ıssız zamanlarda alıp başını gidiyordu Lorin. Kimsenin ona dokunamayacağı, kimsenin onu incitemeyeceği yerlere nefes alabilmek için kaçıp gidiyordu. Kimseye bir zararı dokunmuyordu onun. Kimseye bir zarar vermek istemiyordu da. Tek bir isteği vardı o da biraz nefes alabilmek. Uçsuz bucaksız uçurumlara kucak açan yüreği kimseye atmamıştı ta o güne kadar. Öylesine hızlı atmamıştı hiçbir zaman. Kimsesizlikten üşüyen bedeni o adamın bedenine çarpana kadar buz kesmişti. O adamla tanıştığı ilk gün çarpıştıkları anda bedeninde uzun zamandır hareketsiz duruyormuşçasına atmaya başlamıştı yüreği. O adama doğru kanat çırpmaya başlamıştı. Kimdir, nedir hiç bilmiyordu. Hiç merak da etmemişti. Günlerce, haftalarca belki de aylarca aynı ıssız sokaklarda aynı uçurumun kenarında buluşmaya devam etmişlerdi. Hiç bu kadar mutlu hissetmemişti kendini Lorin o yaşına kadar. "Adın ne sesin Ceylan Gözlü," demişti bir gün o adam. O güne kadar adını bile sormak gelmemişti aklına. Adıyla hiç ilgilenmemişti ki zaten Lorin. Yanındaki varlığı daima yetmişti kendine. "Lorin." Demişti kocaman bir heyecanla. "Lorin Koçman." Karşısındaki adamın yüzüne dalga dalga yayılan şaşkınlığı görmüştü o an. Soyadını bilmeyeceğini zannetmiyordu zaten lâkin neden bu kadar şaşırdığını anlayamamıştı Lorin. "Özcan..." demişti erkeksi tınısının çatallaşmış tonuyla. "Özcan Bejindar." O an kafasına düşen balyoz darbesi yüreğinin sıkışmasına sebep olmuştu. Kaçmak istemişti. Birkaç gün hiç o uçuruma gitmemiş, gezmek için can attığı sokaklara çıkmamıştı. Lâkin herkes bilir ki aşk kaçabileceğimiz bir şey değildir. O da kaçamamıştı. Yenik düşmüştü yüreğinde ateş almış sevdaya. Kim düşmemişti ki? O gece bilseydi onca şey başına gelecek asla çıkmazdı konaktan. Fakat çıkmıştı. Onun gizlice konaktan çıktığını gören yengesi olacak kadın Rengin'de peşi sıra çıkmıştı konaktan. Onu uçurumun kenarına kadar takip etmiş ardından bir yere saklanarak ne işler çevirdiğini görmeyi beklemişti. Günler boyunca o uçuruma gelmekten vazgeçmeyen Özcan'ın orada oluşu kıyametleri olmuştu. O gün annesinden yediği dayağı unutmayacaktı. Gizlice çıktığı ahır kapısının önünde saçlarından yakalamış ve adeta sürükleyerek onu odasına kadar götürmüştü. Ona birkaç kez vurduktan sonra ise zehir zemberek sözlerini edip gitmişti. Bu olaydan bir hafta sonra kapısında buluvermişti görücülerini. Ne yapacağını ne edeceğini şaşırmışken evlerinde çalışan Mevsim'e Özcan'a durumu haber etmesi için haber götürmesini istemişti. Umudu kesmesini istemişti. Bu saatten sonra hiçbir şey yapamayacaklarını çare olmadığını söylemişti. Fakat o akşam Mevsim kapısına gelip Özcan'ın ahır kapısında beklediğini söylemişti. İşlerin nereye gittiğini anlayamadan kapının oraya gittiğinde ise yengesi olacak şeytan kadın bir yaygara koparmıştı. Şimdiye kadar ömrü onlara zehretmişti. Kendisinin evladı olmamıştı. Amcası üzerine kuma getirmiş fakat kumadan da çocuk olmayınca anlamışlardı. Sorun kadınlarda değil Peyman Ağanın tam da kendisindeydi. Bunun üzerine etmediği eziyet kalmamıştı yengesinin kendisine ve kardeşlerine. Annesine ettiklerini söyleyemiyordu bile. O yaygaranın ardından işitmişti ağabeyi Hazar'ın sesini. "Ulan bunu nasıl yaparsın lan!" diye haykırışı hâlâ yankılanıyordu kulaklarında. Şimdi ise el…