49 | bedel |
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ | B Ö L Ü M 49 | Elleri bir beşik gibi sallanırken gözlerine dolan yaşlar tüm görüş açısını bulandırmıştı. Bu an için uzun süredir nefes alıyordu kadın. Tam da istediği anda ise böylesine tutuklu kalmış olmak onu dehşete düşürmüştü. Neden? Nedendi şimdi donup kalması? Haftalardır evladının canını almış olan kadını öldürmenin bin bir türlü yolunu düşünen o değil miydi? Bu uğurda canını feda etmeye hazır olan o değil miydi? "Lanet olsun!" diye çığlık atarken hızla arkasını döndü. Karşısındaki kapıya bakarken derin derin nefes alıyor ve sakinleşmeye çalışıyordu. Aklı ile çelişen vicdanının sesini susturabilmek için türlü yollara başvurmaya çalışıyorduysa da fayda etmiyordu. Deran, Hanım Bejindar'ı öldüremezdi. "Ne olur götür beni buradan!" diye hıçkırıklarının arasından konuştuğunda onun söylediği idrak eden Afran'ın dörtnala koşmaya başlamış yüreğine su serpildi. Bir an, yemin olsun ki bir an gerçekten o kadını öldüreceğine inanmıştı. Bu durum karşısında şok olmuş dahi olsa ona mani olmaması kendisine de şaşkınlık verici bir olaydı. Gözleri önünde karısının, evladının katili olan annesini öldürecek oluşunu izleyeceğini zannettiği anlar cehennemi yaşamak gibiydi. Vicdanı ile cenge girmiş olan mantığı galip gelememişti. Öylece izlemekle yetinmişti. Kendisi bile bilmiyordu, annesinin ölmesini istediğini. Buna izin vermiş oluşundan çıkarabileceği tek sonuç bu olabilirdi. Deran'ı elinden tuttuğu gibi kapının dışına çıkarttı. Ardından yaptığı ilk iş elinden silahı alıp emniyetini kapattıktan sonra beline takmak oldu. "Nereden buldun bunu?" "Kasandan çaldım!" Kadının bir çırpıda söylediği söz ile donakaldı. Gözünü bürümüş olan kanı görebiliyordu. Fakat bu kadar ileri gidebileceğini kim düşünmüştü ki? "Nereye gitmek istersin?" diye sordu. Bugün yaşananları tamamen geride bırakmaktı niyeti. Daha fazla acı, daha fazla hüzün istemiyordu hayatlarında. Büyük zorlukları atlatarak, bir şekilde aşarak bu günlere gelmişlerdi. Artık önlerine bakmalı ve hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeliydiler. Etmeliydiler ki yeni sorunlara gebe her günü eskiden olduğu gibi, olabildiğinin en iyi şeklinde atlatabilsinler. *** Kara ayazlar, karanlık günler birbirini kovalayan ve birbirlerine sarmaşık gibi sıkı sıkıya bağlı iki gerçekti. Kimsenin inkâr edemeyeceği kadar gerçek ve herkesin en az bir kere başına gelebilecek şeylerdi. Sınav dediğimiz şeyi de zaten bunlardan saymıyor muyduk? O sınavlar bazen öyle üst üste öyle peşi sıra gelirdi ki aklınızı kaçırmanıza sebep verirdi. Belki bir anneyi evladıyla, bir adamı da sevdiğiyle sınardı. O sınavlardan biri bir anneyi evladı ile sınamıştı. Ve şimdi sınav sırası bir adamdaydı. ... 29 Aralık 2017 – (Kitabın Güncel Tarihi) Yeni bir yılın umut tohumlarını gökten yağdırmaya başladığı o gece. 29 Aralığı 30'una bağlayan gece. Bir kıyamet gibi çöktü Bejindar Konağının avlusuna. O avluya düştü bir bomba. Pimi çekilmiş ve öyle bir bomba ki uzaklaştırılması mümkün olmayan. Bejindar Konağı o bombayı uzaklaştırmak yerine sahiplenir, o bombaya kol kanat gererdi. Lâkin ipin ucuna kimi atacakları ise hiç belli olmazdı... O gece konağı ayağa kaldıran silah sesleri ve çığlıklar yankı buldu siyah bir çarşaf gibi salınan semanın yüreğinin tam ortasında. Yataklarından bir bir fırlayan konağın erkekleri kendilerini kat balkonlarında bulduğunda karşılarındaki manzara karşısında şokla kalakaldılar. Mustafa, "Gidin doktor çağırın!" diye bağırırken avludaki adamlarına Özcan kanlar içinde kalan gömleği ile yere yığıldı. Bunu gören Farah ve Berfe aynı anda çığlık attıklarında kimsenin gözü Özcan'ın hemen yanı başın da korkuyla titremekte olan kızı görmedi. Gözlerine sirayet eden her duyguda korku can bulmuştu. Ellerine bulaşan kanı gördükçe hıçkırıkları kuvvetleniyor, gözlerinden akan yaş miktarı çoğalıyordu. Balkonda olan adamlar koşarak avluya vardıklarında Özcan'ı tuttukları gibi odasına taşımaya başladılar. Onlar olayın can havliyle hızlıca avlunun…