AĞA

48 | Kana kan |

Yazar:

AĞA – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı
AĞA – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ | B Ö L Ü M 48 | Gözlere sirayet eden her bir zerre sonsuzluğun acısını fısıldıyordu kulaklara. Zaferin sessiz ıslığı yankılanıyordu insanların yüreklerinde. Sanki onca kan akmamış, sanki onca acı yaşanmamışçasına. Neyin zaferiydi bu? Neyin sevinciydi? Onca kaybın ardından daha ne kazanabilirdi ki insan intikamdan başka. Deran, geleceğe dair düşündüğünde bile aklı yalnızca henüz doğmamış evladının intikamı ile sarmalanıyordu. Şimdi neyin sevinciydi bu, biri açıklasındı! "Farah kız sizin nişandan sonra bizimkini yaptıracakmış Mustafa. Çıldırmış gibi görünüyor. Tutturdu daha fazla beklemem diye." Deran, başın kardeşine çevirdi. Onca acıya rağmen devam edebiliyorlardı. O da zamanında devam etmemiş miydi zaten? Etmişti! Fakat şimdi olmuyordu. Şimdi devam etmesine mani olan şeyler vardı. Şimdi yüreğinde soğumak bilmeyen bir öfke ve onu her gün daha da öldüren bir acı vardı. Ve ne yaparsa yapsın bunu yenemiyordu. Afran'ın içindeki ateşi söndüreceğini söylemiş olması bile rahat uyumasına sebep değildi. O cani kadın kendi ellerinde can vermedikçe de geçmezdi bu acı, öyle zannediyordu. Her acısı olan anne gibi değildi sanki. Sanki başka bir şey vardı onda kendisinin bile adlandıramadığı bir şey. "Önce bizimkini bir yapalım da sizinki de elbet olur güzelim. Az sabredin be, ne aceleci çıktınız. Başka biri duysa hamilesin zanneder!" Farah'ın sözleriyle kanı buz kesen Deran'ın ela gözleri iki kıza döndü. Buz kesmiş bakışları iki kızı tararken aklından ne geçtiğini okumak mümkün değildi. Öyle boş bakıyordu ki bir anda iki kız da dut yemiş bülbüle dönüvermişti. "Özür dilerim, Deran." Diyerek suçlu bir edayla konuşan Farah'a tek kelime etmedi. Farah ile Hazal birbirlerine bakıp alt dudaklarını suçlulukla ısırırken mutfaktaki diğer kızların işleriyle ilgilenmelerine sevindiler. Konuşulanların duyulmaması çok daha iyi olurdu. "Deran!" İşten gelip avluya giren Afran, direk karısını görmek istemişti. Bu yüzden ona avludan seslenmeyi tercih etmişti. Onun sesini Deran'dan önce işiten Berze Hanım salondan avluya çıktı. "Hele ne bağırırsın kuduz köpek gibi Afran Ağa, de bakalım kim bastı da kuyruğuna bağırıp durursun?" "Karıma sesleniyorum Yade Berze, o da mı yasak?" Berze Hanım, torununun bu densiz cevabıyla bir sabır çekip bastonunu yere vurdu. "Densiz hergele!" dedikten hemen sonra başka bir şey söyleyecekken susup kaldı. Anan ana olaydı zaten, diye başlayacak sözlerine ket vurması herkes için iyi olandı zaten. Ne torununun gönlünü kırmak ne de olay çıkarmak istemiyordu. "Ben de seni seviyorum nenem! Şimdi izninle karımı bulmalıyım." "Git bul, kuduruk!" Son sözlerini kısık sesle söyledi. Ardından torununa kötü kötü bakıp salona gerisin geri döndü. O esnada ruhsuzluğu mesken edinmiş bir yüz ifadesi ile mutfak kapısına çıktı Deran. Onu her geçen gün daha kötü halde görmekten yorulmuştu Afran. Her gün daha kötü nasıl olabildiğini anlayamıyordu. Acı, ölüm acısı olsa bile günbegün azalmaz mıydı? Bu kadın neden her geçen gün daha da kötüleşiyordu? Onu en iyi kendisi anlardı. Ama bu kadar ağır bir süreçten geçişini anlamlandıramıyordu. Nasıl anlamlandırabilirdi ki? Tümüyle içine kapanmıştı. Anlatmıyordu, konuşmuyordu. Gün geliyor yüzüne bakmıyordu! "Efendim?" diye konuştu bitik bir sesle. Nadir cümle kurar olmuştu zaten. Bu kadar ona ulaşamıyor olmak Afran'ı öldürüyordu. "Hazırlan, dışarı çıkacağız." Sözcükler adamın ağzından dökülürken yüreği hızlandı. Sanki nihayet ona istediğini verecekmiş gibi geldi. Bu yüzden bembeyaz olmuş yüzüne bir anda renk geldi. Gözleri yaşlarla dolarken dudaklarına buruk bir gülümseme oturdu. Bu haliyle karşısındaki adamı defalarca öldürdüğünün farkında değildi. Haftalar sonra onu böyle burukta olsa çehresinde bir gülümseme ile görebilmek büyük bir lütuftu Afran için. Karşısındaki kadın ile birlikte dudakları yukarıya doğru kıvrılırken, dolu gözlerine bakarken kendi gözlerinin de dolduğunu fark etti. Kadın alelacele merdivenlere yönelip artık…

Bölümün tamamını WritePad'de oku