46 | aldatış |
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ | B Ö L Ü M 46 | Dudaklarını kurutan sözcükler nefes borusuna bir çakılın takılmasına sebep oldu. Mustafa'nın kelimelerini zihninde onun sesiyle yankılanırken, yüreğinde bir hareketlenme oldu. Ciddi olmadığını düşünmek istiyordu. Çünkü şayet ciddiyse onu bu yoldan vazgeçirmek için ne kadar uğraşması gerektiğini biliyordu. Vazgeçirebileceği de meçhuldü! Hızlı bir şekilde konağın arka kapısına ilerledi. Nefesleri sıklaşmış, kalp atışlarında belirgin bir hızlanma olmuştu. Heyecandan ölebilirdi. Nefesini tutarak sessizce arka kapıyı açtı. Ardından korkarak kafasını aralık bıraktığı kapıdan dışarı uzattı. Tam o anda yüreğini tekletecek o manzarayı gördü. Sevdiği adam park ettiği arabasının önüne boylu boyunca yaslanmış, destek aldığı ellerinin yardımıyla göğe kaldırdığı gözleriyle gecenin bir çarşaf gibi serildiği göğü izliyordu. Öyle güzel, öyle tasasız ve öyle muhteşemdi ki. Hazal bu görüntü karşısında kaskatı kesilmesin de ne yapsındı? "Uzaktan uzağa izlediğin onca sene yetmedi mi benim dikenleri bile çiçek açmış kaktüsüm." Hazal duyduğu sözleri kafasında bütünleştirdiğinde adamın ona iltifat mı yoksa hakaret mi ettiğini anlayamadı. Fakat dediği gibi yıllarca uzaktan izlemek ona yettiğinden olsa gerek kapıyı aralık bırakarak tereddüdün bulandığı adımlarla Mustafa'ya yaklaştı. Onun önünde durduğu vakit gözlerine değen zemheri gözleri ruhunu bedeninden çekti. Öyle güzeldi ki, öyle özeldi ki onun yüreğinde onu anlatabileceği kelimeleri seçemiyordu. "Konuşmayacak mısın?" Adamın sorusu yüreğinde bir iz bıraktı. Ne hakkında konuşmak istediğini biliyordu. Evlilik. "Milyon şey var aklımda." "Ne derler bilirsin Hazal, bir yerden başlamak lazım." Yutkundu. Bu adam onun yüreğini göğüs kafesinden fırlama isteği ile dolduruyordu. Yakınında oluşundan dolayı acı çekiyordu. Kafasında binlerce soru vardı, cevaplanmayı bekleyen. En çok da o cevaplardan korkuyordu. Adam yanındaydı. Onun hayatında olmak için can atıyordu. Körpecik bir kızken vurulduğu ve hayatının sonuna kadar hayaliyle yaşayacağını sandığı adamdı Mustafa. Yanındayken konuşabilmesini beklemek biraz gaddarcaydı. Yıllarca yalnızca içiyle konuşmuş bir insandı o. Konuşsa bile ne diyeceğini bilemiyordu. "Kaçırma olayı tümüyle şaka falandı değil mi?" Adamın zemheri hareleri onu ezip geçti. Gözlerinden geçen her bir ifade yüreğine çakılı kaldı. Nefesleri sıklaştı. Kalp ritmindeki artıştan dolayı Mustafa'nın artık kalp atışlarını duyabildiğinden emindi. "Evet, dersen değil." Evet demek için içinden bir ses haykırdı. Fakat Hazal diyemedi. Evet, demek o an dünya üzerindeki en zor kelimeyi söylemekle eş değer bir hal aldı. Ona onca şey söylemek isterken susuyor olmak kendisine yaptığı en büyük haksızlıktı. "Evet, diyemeyeceğimi biliyorsun. Kardeşlerimizin başına gelebilecekler en iyi ihtimalken bir de." "Ben senin uğrunda ölmekten gocunmam." "Benim gocunacağımı mı düşündün?" "Haşa Hazal Piran, öyle bir düşünce bizzat sen tarafından kellemin alınmasıyla sonuçlanırdı ancak." Adamın şakayla karışık cümlesi dudaklarında bir gülümsemenin peyda olmasına sebep oldu. "Güldüğün zaman hayatımdaki olumsuz ne varsa unutturuyorsun. Misal şimdi, annemin yediği haltların tümünü geriye itti bile beynim." Hanım Bejindar'ı hatırlamak yüreğinin sancımasına sebep oldu. Annesine yaptıklarını asla unutmayacaktı. Ama en çok da ablasına yaşattıklarını. O kadına hayatı zindan etmek için neler yapmak istiyordu da bulamıyorlardı maalesef ki. Neçırvan Ağabeyi çoktan salmıştı bile tüm Urfa'ya adamlarını fakat nafile. Kadın sanki yer yarılmıştı da içine girmişti. "Annenin yaptıkları unutulacak gibi değil be iki gözüm." Hazal'ın son sözü dudaklarında çapkın bir gülümseme belirtti. "Haklısın iki gözüm, unutulacak gibi değil." Dedikten sonra dakikalardır uzak kaldığı sevdiğine yaklaştı. Onu bir kolunun altına alıp bedenini kendi bedenine yaslarken usulca eğilip başını öptü. Başındaki örtüye rağmen burnuna dolan saç kokusu mest olmasına sebep…