45 | can vermeli |
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ Hayat, uğrunda kumar oynanamayacak yegane şey idi. Fakat Hanım Bejindar, şirazesi kaymış vicdanıyla kendi evladının bile hayatını, kendi yediği haltları örtbas etmek için, şeref yoksunu bir kumar masasına yatırmıştı. Neler olabileceğini kestiremeden. Kime ne kadar zarar verebileceğini düşünmeden giriştiği bu işte kaybedeceklerinden habersiz, kurduğu tüm planları hızlandırıp Deran'ın sonunu getirmeyi düşünmüştü. Fakat oynadığı bu aşırı riskli oyun ile neredeyse oğlunu yitiriyordu. Şimdi ise bir canın daha katili rolüne bürünmüştü. Ellerine bulaşmış olan kanı, artık feriştahı gelse silemezdi. Bu saatten sonra kimse Hanım Bejindar'ı Deran'ın elinden de alamazdı. Deran, bedenindeki acıları dibine kadar hissettiği vakit gözleri aralandı. Gözlerine bir anda hücum eden ışık, onları acıttığından mütevellit açar açmaz kısmak durumunda kaldı. Her şeyden habersiz yerinden kıpırdanmaya çalışmasıyla bedeninde çığ gibi büyüyen acılar onu olduğu yere çiviledi. Hissettiği acı ile dudaklarından dökülen inleme, onu acı dolu gözlerle izleyen kocasının yüreğine bir bıçak sapladı. Işığa alışan gözlerini açıp da kendisine bakmakta olan kocasını gördüğü an duraksadı kadın. Birkaç saniye kocasının o güzel çehresini izledikten sonra aklına dolan anılar ile birlikte yüreği acı ile ezildi. Dudaklarında canlanan titreme, bir anda yüreğine binen acının acı eseri idi. Gözlerine dolan yaşlar tüm görüşünü bulanıklaştırırken, ciğerini söküyorlarmış gibi hissetti. "Özür dilerim," diyen Afran'ın dudaklarından dökülen cümleler bedeninde hissettiği acıyı hiç eden bir acı ile doldurdu yüreğini. Yüreğine saplanan ağrıyla yatakta büzüldü. Bedenindeki hiçbir acıyı umursamıyordu artık. Ruhuna açılmış olan bir acı vardı ki, dünya üzerinde o acının tarifi yoktu işte. Hıçkırıklarıyla sarsılan bedenine her an yeni bir bıçak saplanıyormuş gibi hissetse de durmaya niyeti yoktu. Gerçi niyeti olsa dahi başaramazdı. Bugün, Deran için yas günüydü. Kaybedilen bir canın ardından tutulan yas. Hiç kucağına alamayacağı, asla kokusunu bilemeyeceği, neye benzeyeceğini en çok kime çekeceğini asla bilemeyeceği evladının kaybedişinin acısıydı bu. Bu acıya yürek dayansa, dünya dayanmaz yörüngesini şaşardı. "Özür dilerim, Deran." Diyen adamın sesinin titreyişinden onunda ağladığını anladı Deran. Fakat nafile. Hiçbir şey durduramadı onu. Tüm hastane koridoru, Deran'ın hıçkırık ve çığlıklarıyla yankılandı. Dışarda onları bekleyen aile fertleri de hicap içindeydi. Herkesin yüzünde bir acı belirmişti. Deran'ın ve Afran'ın acısı her birinin üzerine çökmüştü. Afran, yatakta cenin pozisyonunda yatan karısının arkasından yatağa uzanarak bedenini kendisine çekti ve sıkıca sarıldı. Şu an hiçbir acıyı hissetmediğini biliyordu. Yine de fazlasıyla dikkatli davrandı. "Doktor, bebek çok küçük olduğundan ve zaten düşük tehlikesi olduğundan kurtaramadıklarını söyledi. Bilmek isteyeceğini düşündüm Papatya Güzelim." Deran içli içli ağlamaya devam etti kocasını dinlerken. Acısı dinmiyordu. Oysa insan unutmak ve hayata devam etmek için kodlanmıştı. Onun da bu acıyı zamanla atlatması lazımdı. Ki atlatırdı da fakat Hanım Bejindar'ın elinden çekecekleri, bu topraklarda görülmemişti. O kadını buna pişman edecekti. O melek yüzünü de, şeytan yanını da mahvedecekti. İnsan demeyecek, Allah ne verdiyse üzerine cehennem gibi yağacaktı. "Bu saatten sonra..." dedi ve iç çekişi sözünü böldü. "O kadını elimden alanın da kabusu olurum!" Afran, duydukları ile kasıldı. Deran'ın neler yapabileceği tahmin bile edemiyordu. Odanın kapısı açılıp da içeri Berze Hanım girdiğinde, Afran derhal uzandığı yerden kalktı. "Yade Berze," dedi utanarak. Onları o şekilde görmesini isteyeceği son kişiydi. "Sana kalk diyen mi oldu? Böyle bir zaman da karına sarılmayacaksın da ne yapacaksın Afran Ağa?" Nenesinin onu azarlamasıyla başını öne eğdi. "Sen de toparlanmaya kalkmayasın kızım, yat rahat rahat. Ben seni görmeye geldim." Dedikten sonra Deran'ın elini tuttu…