AĞA

kırk dört │hazan │

Yazar:

AĞA – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı
AĞA – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ B Ö L Ü M 44 │Hazan│ Hakkaniyeti yitirmiş çorak topraklarda nefes alıyordu artık. Gözlerinden süzülen yaşlarla suluyordu o toprakları da yine de fayda etmiyordu. Bir insan bu kadar insafsız olabilir miydi gerçekten? Henüz doğmamış bir sabinin canına kast etmek ile tehdit edilir miydi bir insan? Bu nasıl bir vicdansızlıktı? Bu nasıl bir soysuzluktu? Kendi yaptığı pislikler ortaya çıkmasın diye bir insan bir insana bunu yapar mıydı? Onu da geçtim, bir anne bir anneyi bu şekilde tehdit edebilir miydi? "Sizde hiç mi vicdan kalmadı Hanım Bejindar? Beni evladım ile tehdit etmek ne demek?" Deran'ın bir anda odasına girmesi ile şaşkına dönen yaşlı kadın hızla ondan tarafa döndü. "Bu densizlik nedir gelin?" diye hırsla sordu. Öyle komik geldi ki sözleri Deran'ın kulağına gülmeden edemedi. "Densizlik öyle mi?" diye sorarken yavaş adımlarla aynanın önünde duran kadına yanaştı. Aynanın önünde duran materyallere baktıktan sonra gözüne kestirdiği makası hırsla eline alıp kadının boğazına dayadı ne yaptığını bilmeden. Resmen gözü dönmüştü. "Gözümü kırpmadan öldürürüm seni Hanım Bejindar! Bir an düşünmem, bir an tereddüt etmem! Evladım için karşıma çıkacak herkesi öldürürüm, duyuyor musun?" Karşısında çıldırmış kadını gören yaşlı kadın birkaç adım gerilemek istediyse de müsaade alamadı. Deran çıldırmış gibi üstüne yürüyordu. "Delirdin mi sen gelin? İndir şu elindekini!" "Evet, delirdim! Delirttin beni!" Tehdit işini biraz erken mi yapmıştı ne? Acele etmemesi gerektiğini düşünmüşse de duramamıştı işte. Deran'ın arkasından neler çevirdiğini bilememek bir miktar elini ayağını birbirine dolaştırıyordu. Elindeki makası hızlı bir hareketle geri çekip sertçe aynanın önüne yeniden koydu. "Ayağını denk al Hanım Bejindar! Sen fenaysan, ben senden beş beterim. Ne demişler çok iyi bilirsin. Dinsizin hakkından imansız gelirmiş." Sözlerinin ardından geldiği hızla terk etti odayı. Kendi odasına geçtiğinde de derhal yatağa uzanıp yavrusunu sevmeye başladı. "Sana kimse zarar veremeyecek güzelim, sen hiç merak etme." *** "Kiminle ortak çalıştığını bulabildiniz mi?" diye sordu açık kumral saçlı ela gözlü adama. Gözlerinin içine saygı ile bakan adam bakışlarını önünde kenetlediği ellerine çevirdi. "Hayır ağam. O kişiye bir türlü ulaşamıyoruz. Adam sanki yer yarılmışta içine girmiş." "O zaman o yeri açıp, bana o adamı bulup getirin ulan! Bunu da ben mi söyleyeceğim?" diye kükreyen adam karşısında titredi koskoca adam. Neçırvan Piran'ın kudreti karşısında konuşabilecek bir insan var mıydı gerçekten? "Emrim olur ağam," diye celalle konuşan adam derhal çıktı odadan. Ardından bir volta seansı can buldu aynı odanın içinde. Derin düşüncelerinin arasında bir yol arayan Neçırvan, bir o yana bir bu yana yürüyüp durdu dakikalarca. Nihayetinde aklına gelen fikir ile bir hışım çıktı odadan. Ardından Riha'nın taşı toprağı inledi sanki adımlarının altında. Yaklaşan felaketin habercisi gibiydi. Kanla yazılmış bir kaderin, kanla süregeleceğini vurgular gibi... *** "Durumu gayet iyi bebeğimizin. Annemizi biraz yoruyor ama olacak o kadar da." Diyerek gülümseyen doktor hanım her iki ebeveyni de mutlu etmişti. Gözleri birbirlerine kenetlendiği anda aşk senfonileri doldurdu güneş açan semayı. Birbirlerine öyle büyük bir aşkla baktılar ki, bitmeyecekmiş gibi. Dinmeyecekmiş gibi bu güzel yürek çarpıntısı. Mutlulukları arşı doldurdu, sevinç ile çıktılar aynı şekilde o hastaneden. Mutluluğun yansıdığı ses tonlarıyla birbirlerinin ruhlarını, yüreklerini okşadılar. Her birbirlerine değen bakışlarıyla bedenlerine yeni bir iz bıraktılar. Sanki hiçbir kötülük onlara dokunamazmış gibiydi. Sanki hiç kötü bir şey yaşamamışlardı. Öyle güzellerdi ki. Öyle mutlulardı ki. Kimse dokunamazdı bundan sonra onlara. Evlatlarını kucaklarına alacakları zamanı iple çekiyorlardı. Aşklarına aşk katan o güzel yüreği, meleği canhıraş bir heyecanla beklemekteydiler. Bir an önce kucaklarına almak için can atıyorlardı. Bir an önce…

Bölümün tamamını WritePad'de oku