39 | girift |
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ B Ö L Ü M 39 │ Girift │ Gökyüzünün daha önce böylesine güzel olduğunu hatırlamıyordu. Gözlerine değen her bir obje daha önce gözüne bu kadar güzel görünmüş olamazdı. Sanki dünyası başka bir hızla dönüyordu. Kuruyan yapraklara inat çiçek açmıştı. Kadının gözleri zümrüt karası harelere çarptığı gibi karşısındaki koskocaman adamı nasıl titrettiğini görmek dışarıdan bir hayli mümkündü. Adam adeta ona tapıyordu. Bu bakışlarında, dokunuşunda, tutumunda açığa çıkıyordu. "Bir kızımız olacak," diye fısıldadı. Hamileliğinin bu dönemine kadar oldukça kötü zamanları ve çok güzel anıları da vardı. Fakat o süreç boyunca hiç bu kadar mutlu olduğunu hatırlamıyordu. Evrenin onlara karşı izlediği politika biraz katı, şekil değiştirmez olduğu su götürmez bir gerçekti. Sanki tüm kötüler bir masal kitabından fırlayıp onlara musallat olmuş gibiydi. Evliliğe kadar olan süreçte bin bir türlü olay atlatmış ardından da atlatmaya devam ediyorlardı. Deran bunca şeyin ne zaman sona ereceğini çok merak ediyordu. "Bir kızımız olacak," diye tekrarladı adam. Gözleri az önce gördüklerine kulakları ise işittiklerine inanmakta güçlük çekiyordu. Sanki öyle uzak öyle ihtimali düşük bir şeydi ki bu her ikisi de inanmakta güçlük çekiyordu. "Güneş mi doğuyor dersin Afran Ağa?" Kadının sorduğu soru ile yüzünü Mart ayının ılık, bulut ardında gizlenen güneşine çevirdi. Doğuyor muydu bilmiyordu adam lâkin bundan gayrı canlarını yakacak olanlara bin misli fazla ateş olacağından emindi. Sevdiği kadını korumak uğruna canını vermeyi göze almıştı. Canından vazgeçmek öyle büyük kahramanlık öykülerine dahi konu olamazdı hatta. Lâkin bu saatten sonra kanının son damlasına kadar yaşayacaktı. Canlarını yakan herkesi kavuracaktı. Dertlerin bitmediği aşikârdı. Afran Ağa, aşiretlerin büyük ağası olduğu sürece de bitmezdi. Her an tehlike altında olmak ise onu oldukça geriyordu. Tez vakitte bu işten de kurtulması gerekiyordu. Fakat böyle bile belanın yakasını bırakmayacağından emindi. Hayatına doğan güneşin akşamı da vardı elbet. "Doğmazsa güneşe yazıklar olsun." Sözleriyle kadının kendine dönen bakışlarına tav olup çarpık bir gülümseme oturttu yüzüne. Bu haliyle ne kadar can alıcı olduğunu biliyor olmalıydı. Aksi takdirde her seferinde kadını bayılacak hale getirip hiçbir şey yapmıyormuş gibi davranması oldukça sinir bozucu olurdu. Karı kocanın güzel anlarının sonunda kız kardeşlerde alınıp doğru Bejindar Konağı'nın yolu tutuldu. Herkesin derdi ayrıydı elbet. Deran ile Afran aynı sevinci paylaşırken Hazal'ın yüreğini bir telaş almıştı. O konakta bulunması hiç doğru değildi ve olacakları hayal dahi etmek istemiyordu. *** Deran Bejindar Bakışlarım anlık bir şekilde yan taraftaki adama kaydı. Kirpiklerinin gölgesi yaz meltemi gibi yüzünde oynaşırken sert çehresini tamamlayan çenesinin yola olan dikkatinden ötürü kasıldığını çok net anlayabildim. Gözlerini odakladığı tek şeydi yol. Genelde böyle ciddiyken konuşmazdı Afran. Gözlerini odaklardı uğraştığı işe ve tümüyle sessizliğe gömerdi kendini. Onu geçip giden yılda tanımayı başarmıştım. Yeteri kadar olmasa da iyi bir derece de en azından... Görüp görebileceğim en mükemmel insan oydu. Başlarda birbirimizden nefret etmemize rağmen, onun yüzünden kendi canıma kıymama ve üç kurşuna kucak açmama rağmen ondan daha mükemmel bir adam olmadığına emindim. Ya da her insana sevdiği böylesine mükemmel gelirdi, bilmiyordum. Bilmiyordum elbet. Yirmi yaşına kadar bir kişiye kaymamıştı bu yürek. İçimde yanan tek ateş olmuştu okuma isteği. Ondan da neden vazgeçtiğimi herkes biliyordu zaten. Hayallerimden sevdiklerim için çok vazgeçtiğim olmuştu. Onlar için yine yapardım bunu lâkin okumak başkaydı benim için. Daha on yedimde halamın ettiği sözleri ciddiye alıp tümüyle hayatımı değiştiren kararlara imzamı atmıştım. Ama kader cidden güzel oynuyordu rolünü. Her şeyde olduğu gibi bunda da saklamış elbet bir hayrı. Afran Bejindar... Onu gördüğüm ilk an çok daha eskiye dayanıyor…