31│ömre bedel│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrite Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ B Ö L Ü M 31 │Ömre Bedel│ Deran, sözlerinin hemen ardından yüzüne şaşkınlıkla bakan Farah'a korku dolu bakışlar atmaya kalmadan kızın incecik bedeninin bir tüy gibi yere düşmesiyle çığlığını koyuverdi. Birkaç saniye sonra Farah'ın odasının kapısı Afran tarafından deyim yerindeyse kırılarak açıldı. Ardından gördüğü manzara ile bir an donukluk yaşasa da hemen öne atıldı. Kız kardeşini kucakladığı gibi yatağına yatırdığı esnada odaya ev ahalisi de girmişti. "Neler oluyor burada?" Kurban Ağanın sorusu karşısında yan yana olan karı koca söyleyecek kelime bulamayıp başlarını önüne eğerlerken, Hanım Bejindar olaya el atması gerektiğini anlayarak ortaya geçti. "Bir şey olduğu yok Ağam. Sen gel, biz gençleri yalnız bırakalım." Kocasını aldığı gibi odadan çıktı. Afran ile Deran ise birbirlerine bakıp ellerini havaya kaldırdılar, suçsuzum, dercesine. "Damdan düşer gibi söyledin değil mi, yenge?" Özcan'ın sorusu ile Afran sinirli bir bakış attı kardeşine. "Git su getir Berfe," dedi en küçük kardeşine. Berfe telaşla odadan çıkarken Diyar odaya giriyordu. "Ben demiştim benim söylemem çok daha iyi olur diye. Kadınlar birbirini gaza getirip, ölüme götürür." "Üstüme gelmeyin, vallahi olağan bir şekilde söyledim ben." "Pat diye söylemek ne zamandan beri olağan, Bejindar Gelini?" Deran, kıstığı gözlerini hızla Afran'a çevirirken onu boğmamak adına içinden sakin olmasını söyledi kendine. "Çok biliyorsan sen yapsaydın o zaman Bejindar! Bana çamur atıp durmayın, size yapamayacağımı zaten söylemiştim." Afran, duyduklarının ardından gülmeye başladığında Özcan "Farah'ı ayıltsak mı artık?" diye çok mantıklı bir soru sordu. Birbirlerini suçlamaya dalan bireyler, bayılan Farah'ı hemencecik unutmuşlardı. Berfe, elinde su ve kolonya ile odaya girdiğinde elindeki kolonyayı hızla aldı Deran. ardından Farah'ın boynuna, bileklerine sürerek onu uyandırmak için çabaladı. Birkaç dakikanın sonunda kendine gelen Farah, başında ağabeylerini ve kardeşlerini görünce önce şaşırdı. Ardından eliyle ağzını kapayarak en büyük ağabeyine döndü. "Neden içimden bir ses bu olayda senin parmağın olduğunu söylüyor, ağabey?" Afran, kardeşinin sorusuyla elini kaldırıp ensesine koyduktan sonra saçlarını kaşıdı. "Yani, bir miktar olabilir çünkü güzelim." Farah, irislerini tavana dikip veryansın ederken başına gelecek olanları düşünmeden edemiyordu. Sevdiği adam, birkaç gün içinde onu istemeye gelecekti. Heyecan ve korku doluydu haliyle. Neler olabileceğini kestiremiyordu. Babasının tepkisini düşünemiyordu. Acaba kızar mıydı ona? Ya da yadırgarlar mıydı? "Korkma Farah, biz arkandayız." Deran, Farah'ın sırtını sıvazlayıp samimi bir gülümseme ile konuştuğunda karşısındaki kadını yatıştırmaya çalıştığı bariz ortadaydı. "Doğruyu söyle yenge, ağabeyim seni ağzımı arayasın diye gönderdi değil mi?" Deran, şokla kalakalırken Farahcevabını çoktan almıştı. "Gözlerimin önünde deli divane aşık bir adam vardı ve onunda benim saadetime kavuşmasını istemem kötü bir şey değil. Gönlün olmasaydı asla böyle bir işe kalkışmazdım." Farah utançla kıpkırmızı oldu. Ağabeyleriyle asla böyle şeyler konuşmamışlardı daha önce. Şimdi ise açıkça bir adamı sevdiğini bildiğini böylesine rahatça dillendirdiği için bu halleri normaldi. "Neyse, en zor kısmı atlattığımıza göre ben uyumaya gidiyorum," diyerek odadan çıktı Diyar. Onun ardından Özcan'da izin isteyip çıktığında Afran kardeşinin gözlerinin içine baktı. "Kızmadın bana değil mi?" Farah'ın içi ezildi. Ağabeyinin suçlu edasıyla sorduğu soruyla ne kadar bu olayın altında kaldığını anladı. "Sana kızabilir miyim ben ağabey?" Cümlesini tamamlamasıyla Afran'ın kolları arasına girdi. Afran, kız kardeşine sımsıkı sarılırken, içinin rahatladığını hissetti. Kötü bir tepki verseydi şayet ömrü boyu bu vicdan azabından kurtulamazdı. Ona zarar verecek bir şeyi asla yapmazdı. Yanlışlıkla yapmış olsa dahi, ölürdü. Farah onun canından daha değerliydi. Kardeşine çok düşkündü. "Daha fazla rahatsız…