3 │alışveriş│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ Önüne serilenlere göz ucuyla bile bakmak kahrediyordu onu. Bu hazırlık, bu.... Bunların hepsi onun düğünü içindi. Düşüncesi bile Deran'ı korkutmaya yeterken, birde çeyiz seriyor oluşları onu korkusundan deliye çeviriyordu. Evet, daha önce öfkesiydi en kuvvetli duygusu. Şimdi korkusu örtmüştü öfkesini, ona rest çekiyordu büyüklüğüyle. Gözlerini yummak ve bir daha açmamak istedi o an. Fakat Rabbi buna şimdilik müsaade etmiyordu. Bir keresinde Rabbinin işine karışmaya çalışmıştı. Çok şükür ki öyle bir günahla çıkmamıştı Rabbinin huzuruna. Fakat yaşamakta ızdıraptan öte bir şey getirmiyordu biçare yüreğine. Ondan geriye kalan hiçbir şey görmüyordu. Pare pareydi. Her bir parçası, evrenin en hücra köşelerine savrulmuştu ve toparlamak bir yana bulamıyordu bile yerlerini. Kendinde değildi, onu tanıyan herkes ilk bakışta anlardı bunu. Gözlerine düşen kederin ve içine hapsolduğu bu cehennemin içerisinde nasıl kendinde olsundu? Daha önce bir kere görmeye nail olduğu ve ikinci görüşünde onu isteyen adamdı evleneceği adam. Ne yapsındı kader, nasıl gösterseydi cilvesini? Nasıl kurtulacaktı bu kız? Tek çareyi ölümde bulan bir insanın bu dünya üzerinde çare bulması mümkün müydü? Mümkün olmaz mıydı? Allahu Teala öyle mucizeler gizlemişti ki ömrümüzün içerisine, en umutsuz olduğumuz an bile ona sığınmak, yalnız olmadığımızı bilmekti en büyüğü bu mucizelerin. Sonrası da insandan insana değişen ve gelişen mucizelerdi. "Boğuluyorum Hazal," diye fısıldadı kız kardeşinin kulağına. Diğer tarafında olan kız kardeşi Rozerin'de ablasının sözlerini işitti. Bakışları titreşti ablasının salık ve kısacık kestiği saçlarının üzerinde. Nasıl kıymıştı, hâlâ aklı almıyordu. Nasıl yapabilmişti bunu kendine, hâlâ inanamıyordu. Omuzlarının birazcık aşağısındaydı belki fakat sürekli beline kadar uzun olan o ipeksi saçları aklına iliştikçe, içi sızım sızım sızlıyordu. Kimsenin elinden bir şey gelmiyordu. Büyükler kendilerince izdivaç kararı almışlardı belki fakat bu infazdan başka bir şey değildi. Afran'ı da, Deran'ı da yıllar önce verdikleri ve bozmanın mümkün olmadığı bir söz yüzünden katlediyorlardı. "Bahane bulup çıkartayım mı seni ablam?" diye soran Hazal'ın ses tonu bir hayli endişeliydi. Ablasının beti benzi solmuş çehresini gördüğünde telaşlanmıştı doğal olarak. Fakat Deran kaçamayacağını biliyordu. Bilmemek mümkün müydü? Başındaki kadınlar onu bir yere bırakır mıydı hiç? "Nereye kadar kaçacağım Hazal, bir yerden sonrası uçurum." derken sesi titreşti. Böylesi zor olmak zorunda mıydı, bilmiyordu. Fakat yaradanın sevdiği kullarını böylesi zor sınavlara tabiî tuttuğunu bilirdi. Sessiz kaldı kız kardeşleri. Ne söylenebilirdi ki bu sözlerin üzerine? Bir cevap bulunabilir miydi? Hem erkek hem de kız tarafınının önüne serdiği çeyizlere bakarken midesi bulanıyordu. Gözlerinin karardığına hatta başının döndüğüne yemin edebilirdi. Bu kadarı onun gibi güçlü biri için bile fazlaydı. Söz hakkı bile yoktu kendi hayatı hakkında. Evlilik adı altında resmen katlediliyordu fakat tek kelam etmekten acizdi. "Ben..." dedi beğendin mi tarzında sorulan sorulara karşılık. Beğenmek ne kelime, öldüm; dese ayıp olur muydu? Sözlerinin altındaki imayı sezerler miydi? "Beğendim." dedi yenilmişlik ile. Kadriye Hanımın sürmeli kara gözlerini üzerinde, nefesini de ensesinde hissediyordu o an. Ne yaptığını, ne yapmadığını izliyordu adeta bir güvenlik kamerası gibi. Her an hissettiriyordu varlığını. Çeyizlerin serilmesinin ardından tüm o eşyalar toplanmış ve sandıklara yerleştirilmişti. Ardından avluda hazırlanmış olan yer sofrasına geçilmişti. Deran, Hanım Bejindar ile annesinin arasında otururken nefes alamadığını hissetmişti yemek boyunca. Böylesine normal karşılıyor oluşları resmen etinden bir parça kopartırcasına acıtıyordu canını. Bu kadar ağır bir yaraya sebep olmak onlar için hiç acı verici değildi tabi! Tuzu kuru taraf olandı onlar. Deran Piran ise ölümün korlu yollarında yürüyendi. Afran Bejindar'ın da o…