27 │lâyemut│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ Hastanede geçen zaman sanki ömründen ömür götürüyordu Afran'ın. Kendine kızıyordu. Yasemin'in günahına girdiğinin farkındaydı çünkü. Yıllarca onu sevmişti, ona saygı duymuş ve yanından an olsun ayırmamıştı. Evlenmekte istemişti. Bunu açık yüreklilik ile ailesine de söylemişti. Fakat nereden bilebilirdi onun kaderindeki insanın ezelden seçilmiş olduğunu. Çok reddetmişti Afran. Çok istememişti. Karım diye seveceği tek kadının Yasemin olmasını istediğini düşünmüştü. Nereden bilebilirdi bir ahu gözlünün karşısına çıkıp, ürkek ceylan gibi gözlerinin içine, ta derinine kadar işleyebileceğini? Nereden bilebilirdi yüreğinin o kadını seçeceğini. Piran Kızı'nın korku ile nefes almak için yerde çırpındığı o an aklına her düştüğünde yüreği sızlıyordu. O an, o kadını dünyadaki tüm kötülüklere karşı korumak için her şeyi feda edebileceğini fark ettiği ilk andı. O an, asıl sevdaya düştüğünü hissettiği ilk andı. Kendine itirafı geç, hatta çok geç olmuş olabilirdi. Bu itirafa kadar en suçsuz olan kadına çektirdikleri de ortadaydı. Yüreğine düşen sevdanın vicdan azabıyla yanıp tutuşurken bile deli gibi özlüyordu Deran'ı. Bu yüzdendi Yasemin'in günahına girdiğini düşünmesi. Fakat o da affedilemeyecek şeyler yapmıştı. Piran Kızı'na ateş etmişti. Gözlerine bakarken gözbebeği titrerken Afran'ın, yıllarca insanlara olan tavrına hayran olduğu kadın, o kadına zarar vermişti. Üç kurşun çıkarmışlardı Piran Kızı'nın bedeninden. Onunla evlenmemek adına odasında sallandırdığı bedenine üç kurşunda Yasemin sıkmıştı. Kameralardan Deran'ın o kurşunları nasıl kucakladığını gördüğü anı hatırlayınca dahi ruhu çekiliyordu. Evet, Yasemin'e büyük haksızlık etmişti. Evet, onu yüz üstü bırakmak durumunda kalmıştı. Evet, susmuştu Afran. Ama elinden başka hiçbir şey gelmezdi. Konuşup, ailesini silip gitmek onun yapabileceği bir şey değildi. Babasının üstüne toprak atacağını bile bile yapamazdı onu. Bir seçim yapmak durumundaydı. Ve o an kimsenin en azından canına zarar gelmeyeceğini düşünerek bunu seçmişti. Susmuştu! Yasemin'in böylesine kendini kaybedip, cana kast edebileceğine asla ihtimal vermemişti. Doktorun ameliyathaneden çıkmasıyla bekleyenlerin yanına varması aynı anda gerçekleşti "Durumu nasıl?" diye ilk soran Mustafa oldu. Ağabeyinin kötü olduğunun farkındaydı. Kendini ne kadar suçladığının da... "Öncelikle sakin olun." Dedikten sonra derin bir nefes aldı doktor. "Kurşun göğüs boşluğuna isabet ettiği için hasta çok şanslı. Kalbe giden ana damarlardan birine dahi isabet etse çok daha büyük sorun olurdu. Ameliyat başarılı geçti. Şu an hastamız yoğun bakımda. Vücudu çok zayıf, toparlanması için hastayı uyutuyoruz. Belli bir süre kendine gelemeyecek. Ama değerleri olması gerektiği düzeye yükseldiğinde anestetik ilaçları kesip uyanmasını bekleyeceğiz." Doktorun sözleriyle herkes derin bir nefes alırken Afran, Mustafa'ya dönüp, "Beni habersiz bırakma." Dedikten sonra hızlı adımlarla hastaneden çıktı. Arabasına atladığı gibi artık eşi ile kalacağı evin yolunu tuttu. Arabayı park ettiği gibi bir hışım arabadan inip hızlı adımlar eşliğinde eve girdi. Salonda kızları karşılıklı oturmuş sessizce konuşurken buldu. "Deran nerede?" diye sordu nefes nefese. "Odada ağabey, sen geldiğine göre Özcan Ağabeyim bizi almaya gelebilir." "Gitmenize gerek yok, misafir odalarında uyuyabilirsiniz ağabeyciğim." Afran'ın sözlerine karşılık Farah, Hazal'a döndü. Onun bu teklifi kabul etmemesini söyleyen yüz ifadesinden sonra yeniden ağabeyine döndü. "Gerek yok ağabey, gideriz biz." Sözlerinin ardından iki kızda ayaklanınca, Afran'da kızlarla birlikte kapıya doğru yürüdü. Kapının önünde park etmiş bir vaziyette bekleyen Özcan'ı gördüğünde yanına gitti. "Sen ne zaman geldin?" diye sordu şaşkınlıkla. "Ben hep buradaydım ağabeyde, sen için yangınıyla görmemişsin beni." Diyerek sırıtan Özcan'ın ensesine hafifçe vurdu. "Densizlik etme! Bu saatte rahatsız etme Hander Ağaları. Hazal'ı da bize götür." Özcan onaylad…