23 │sukûtuhayal│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrites Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ "Dur, Deran! Sakin ol, Hazal'a hiçbir şey olmadı." Yanına koşarak gelen ağabeyi Neçırvan, onu kolları arasına aldığı an dudaklarından dökülmüştü bu dünya üzerinde duyduğu en güzel sözler. Ağabeyinin sözlerini idrak ettikten hemen sonra da ona sıkıca sarılmıştı. Durmak bilmeyen gözyaşları da akmayı sürdürmüştü. Yalnızca bir günde öyle yıpranmıştı ki Deran, yüreği taşıyamıyordu artık bu yükü. Ağırlığı altında eziliyordu. Canı ölümüne yanıyordu. Yüreğine aksetmiş her şeyi öylesine net görmüştü ki, farkındalık ile sarsılmıştı. Hem de öyle önceden yaşadığı sarsıntılar gibi değildi bu. Afran Ağanın yüreğinde kapladığı yerin yüreğinden büyük olması, onu dehşete düşürmüştü. Hangi ara böylesine büyük bir parça oluvermişti bu adam, hiçbir fikri yoktu. Tek bildiği yerinin sağlam ve baki olduğuydu. Öyle bir dokunmuş ki meğer adam yüreğine, kaybetme korkusuyla yüreği patlayacak hissetmişti kadın. "Daha iyi misin şimdi?" diye soran ağabeyi, onu biraz kendinden uzaklaştırıp yüzüne baktı. Kadının ağlamaktan kan çanağına dönen gözleri, acizliği resmediyordu adeta. Böylesine harap olmaması gerekirdi. Hazal için olan acısını anlayabilirdi Neçırvan. Hatta bunu asla yadırgamaz, aksine hak verirdi. Peki, uğruna kendini öldürmeyi denediği bu adam için ne diye öylesine kahrolmuştu bu kız? *** Saatler geçtikçe iyice yittiğini hissediyordu. Öyle bir ağırlık vardı ki bedeninin üzerinde, göz kapaklarını bile zorlukla açık tutuyordu. Açık tutuyordu ki, kardeşi ve sevdiği adam uyandığında onları hemen görebilsin. Fakat bu ağırlığa direnmek öyle zordu ki, bitkinlik altında dümdüz olmuştu adeta. "Uyumalısın, yenge." Yanına gelen Mustafa'ya başını kaldırıp baktı. Bu hareketi yaptığında bile nasıl zorlanmıştı bir kendi bilirdi. "Uyuyamam ki ben," dediği sırada esnemesiyle, Mustafa'nın çehresinde bir tebessüm belirdi. "Emin misin yenge? Bana kafanı koysan üç gün uyanmayacak gibi görünüyorsun." Adamın dudaklarından dökülen sözlerle gözlerini yavaşça kısan kadın, uzaktan oldukça tehlikeli görünüyordu. Hem de uykulu haliyle bile! Ağabeyine acıdı o an Mustafa. Bu kadından çekecekleri bitmemişti! "Kardeşime nasıl baktığını gördüm Mustafa Bejindar," diyerek bir anda konuyu bambaşka bir noktaya çeken Deran, Mustafa'nın dudaklarının aralanarak kendisine şaşkın şaşkın bakmasına sebep oldu. Bunu elbette beklemiyordu adam. "Anlamadım?" diyerek ilk an ki şaşkınlığını belli eden Mustafa, şok olduğunu gizleyememişti bile o an. Öyle bir şok! "İkimiz de anladığını biliyoruz. Benim kardeşim çok değerlidir. Ona bana yaşatılanların birazı bile yaşatılırsa Riha'da taş taş üstünde bırakmam, bilesin! Ve buna göre atasın adımını." Deran, öyle keskindi ki Mustafa tek kelam edemedi ilk an. Adeta lâl kesildi bu kendinden son derece emin kadın karşısında. "Benim..." diye kekeledi ama cümleyi nasıl tamamlayacağını bilemedi. "Böyle bir düşüncem yok zaten." "Olamazda!" diyerek aniden çıkışan kadın, yavrusunu koruyan bir panter gibiydi adeta. "Yenge, çok yanlış görmüşsün o zaman sen." Bakışları keskin, duruşu kendinden emindi o an adamın. Kendisine dönen soluk ela gözlere baktığında, oradaki katılığa şahit oldu. "Ben ne gördüğümü biliyorum." "Yanlış gördüğün hislerim değil zaten. Ben senin kardeşine zaten senin yaşadıklarını yaşatamayacak kadar değer veriyorum. Tek tel saçına bu dünyayı yakarım, yakacağım da." Nutku tutuldu Deran'ın duydukları karşısında. Yüreği sevinçle şahlanırken, diğer bir yanı Hazal'ın onu isteyip istemeyeceğini sorguluyordu. Biliyordu ki iş Hazal'da bitiyordu. "Onu istemediği hiçbir şeye de zorlamayacaksın!" "Az önceki sözlerimin altyapısını oluşturan ana başlık bu zaten." Kardeşinin mutluluğuna dokunulmayacağından emin olunca derin bir nefes aldı. Kendi yaşadıklarını o bile zor kaldırıyordu. Ondan daha naif, daha kırılgan olan Hazal kaldıramazdı. Gerçi kendinden daha cazgırdı ama bu kırılgan olduğu gerçeğini gölgeleyemezdi. "Anlaştık o zaman." "Anlaştık." Onlar sohbetlerini noktalamış…