20│teklif│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrite Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ Ağır ağır kırpıştı kirpikleri. Duyduklarını sindirmek ne mümkündü! Karşısındaki adamın dudaklarından dökülenleri işiteceğini asla düşünmemişti. Düşünmek şöyle dursun, usuna bile gelmemişti. Karşısındaki adam koca bir koru alıp yüreğinin orta yerine salmıştı adeta. Bir şeyler söylemek zorundaymış gibi hissediyordu. Bir şeyler söylemezse, karşısındaki adamı parçalayacakmış gibi hissediyordu. "Bir başkasına ait olan yüreği mi sunuyorsun önüme Afran Bejindar?" Fısıldayışı adamın ruhunda çığlıklara dönüştü. Çığlığın yankıları tüm çeperlerinde çınladı. Gözlerini ağır ağır kapatıp açtı fakat yine de o an konuşamadı. "Kanlar içindeki bedenini kollarıma aldığım an anladım," diye mırıldanan adam bir adımda kadına yaklaştı. "Doğduğum günden beri aynı yerdeymiş meğer yüreğim Piran Kızı. Ta ki bir asi kadın karşıma çıkıp, onu benden söküp alana kadar..." Adamın sözlerine inanmaya, umut diye onlara sarılmaya ihtiyacı vardı. Fakat bunu yapmayacak kadar ayaklarının üzerinde dimdik durmuştu. O yüzden şu an ona güzel sözler etmenin ne yeri ne de zamanı değildi. Hele de o kadar olaydan sonra... Yapamazdı! "Anlamıyorsun beni Piran Kızı, anlamayacaksın da!" dedikten sonra hızla arabanın kapısını açtı. Ardından ahu gözlerin sahibine uzun uzun bakıp koltuğa yerleşti. Yüreğine çöken ağırlığı gizlemeye çalışarak fakat başaramayarak döndü önüne. Bakışlarını çektiği an havada asılı kaldı kadın. Sanki yaşaması için gerekli oksijenini elinden almışlardı adam bakışlarını çektiği an. Ama yapamazdı. Ona bel bağlayamazdı. Ondan bir umut bekleyemezdi! Bunu kendine yapamazdı. Arabanın camını açıp, kadına dikti zümrüt karası harelerini. "Bir gün Piran Kızı," diye tısladı hınçla. "Bir gün şu an sustuğun için pişman olacaksın. O gün ise her şey için çok geç olacak!" Sözlerinin ardından bir an beklemeden bastı gaza ve hızla gözden kayboldu. Ardında koca bir yıkım bırakarak... Adamın dudaklarından dökülen her bir sözle adeta boğazına dizilmişti sıtmalı kelimeler. Böylesi bir kaderin onu solundan edeceğini, bilmezdi kadın... *** Uzun, beklemesi ızdırap dolu bir haftanın sonunda iki aile yeniden yapılacak olan nişan alışverişi için bir araya gelecekti. Heyecanlıydı kadın. Heyecanlıydı çünkü bir hafta önce eksik gönderdiği adamın ne durumda olduğunu merak ediyordu. Onu kırık bir yürekle koyduğunu biliyordu. Kırık beyaz, üstü işlemeli desenli bileğine kadar uzanan bir elbise giymişti. Uçuk pembe bir şal takmış ve iri, çekik gözlerinin üstüne ve altına sürme çekmişti. Neden bu kadar hazırlandığını bilmiyordu ama hazırlanmıştı işte. Pat diye odasının kapısını açan kardeşi Hazal'a hayretle baktı. "İyice densizliği ele almışsın bakıyorum Hazal! Ne bu kapı çalmadan odaya dalmalar?" "Ay abla, sanki kocanla basmışım gibi davranmazsan olmaz. Gerçi geçen gün az kalsın itiraf anını mahvediyordum..." "Anlamadım?" Bir anda şokla sözünü kesiverdi Hazal'ın. "Ne... Ne itirafı?" Sorusuyla ablasına bön bön bakmaya başladı Hazal. "Abla biliyorum saf kalplisin falan ama bu kadar mı?" Dediğini anlamayınca kaşları çatıldı. Merakla kardeşine bakmaya devam etmekten başka yapabileceği bir şey mi vardı? Ne dediğini anlamıyordu. "Ay abla ya, eniştem sana ilan-ı aşk etti ya! Ondan bahsediyorum. Annem demişti git ablana bak, ben de seni Gece'nin bile yanında bulamayınca dışarı çıkmıştım. Bir de ne göreyim!" diyerek ablasına sırıtarak baktı. "Eniştem senin elini tutmuş aşkını ilan ediyordu sana!" O kadar heyecanlı görünüyordu ki kardeşi, duyduklarının etkisiyle bir an kızamadı bile. Ardında hızla ona yaklaşıp elinin yardımıyla ağzını kapattı. "Densizlikte dünya markası olmaya adaysın Hazal! Düzgün konuş!" diye onu paylarken, nefes nefese kalmıştı. Demek ki yanlış anlamıştı gerçekten o ağayı. Hazal'da aynı şeyi söylüyorsa, kesinlikle doğru anlamıştı. Ablasının elini ağzından uzaklaştırdıktan sonra "Sanki olmayan bir şeyi söylüyorum abla sen de! Bunu da anlamamış olamazsın ya?" diye sitem etti. "Ya hu söyleyip durma d…